23 Eylül 2019 Pazartesi

Ali Rıza Alçınkaya

Ali Rıza Alçınkaya

alirizaalcinkaya@gmail.com
14 Ağustos 2019 Çarşamba 16:26

2001-2002 ve 2019-2020

Bu giriş paragrafının hemen arkasından okuyacağınız aşağıdaki alıntı, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, ülkedeki yolsuzluk ve rüşvet konusuna dair yurt çapında okuttuğu hutbeye aittir:


“Kamuoyu, her türlü seviyesizliğe, yozlaşmaya, çürümeye tepkisiz kalmamalı. Köşe dönmecilik mantığı egemen olmamalı. Bunlar şuur altında hayranlık ve imrenme haline dönüşmemelidir. Kurnazlık saygı görmemeli, ferdi çıkar adeta özenilir hale getirilmemeli ve para saygınlığın ölçüsü olmamalıdır.”


Tüyleriniz diken diken oldu mu? Şaşırdınız mı? Şaşkınlığınız, ülkede yolsuzluk olduğunu duyduğunuz için mi yoksa bahsi geçen kurumun yolsuzlukla ilgili bir cümle kurmasından dolayı mı?


Çok şaşırmayın. Bu alıntıyı bir kitaptan alıyorum. Gazeteci Mirgün Cabas’ın, yaklaşık iki sene önce çıkan, benim şu aralar elimde gezdirdiğim ve büyük bir iştahla okuduğum kitabından, okuduğunuz o satırlar. Kitabın konusu ve adı: “Eski Türkiye’nin Son Yılı-2001”


Ülke 2002 Kasım’ına doğru yaklaşırken, memleketin hep beraber içinden geçtiği son 1,5-2 yıllık o virajlı, kavşaklı yolu gözlemliyor insan. O yol, ülkenin siyaset, ekonomi başlığı altında toplanabilecek yakın tarihi artık. Üzerinden 18 sene geçmiş aşağı yukarı.


O seçim yapılan sonbahar mevsimine çıkaran yaz aylarını, henüz bir ergen olarak hatırlıyorum daha ziyade. İçinde Türkiye’nin Dünya Kupası’ndan 3.lükle dönüşü var. Kupkuru öğlen sıcağında, vantilatör sesi eşliğinde seyredilen, gölgede galibiyet kutlanan birkaç hafta.


O sıralarda ve devamında İbrahim Tatlıses’in Cem Uzan sponsorluğunda stat konserleri. Akabinde Cem Uzan’ın beyaz gömleğiyle kürsünün arkasına geçtiği mitingler. Star TV’den naklen canlı yayınlar.


Ali Kırca’nın Ana Haber’de İsmail Cem, Kemal Derviş ve Hüsamettin Özkan’ın DSP’den ayrılarak yaratmaya çalıştığı yeni oluşuma yer ayırdığı uzun uzun dakikalar. 


Sonrası malum. Devlet Bahçeli’nin o yaz erken seçim için attığı işaret fişeğinden sonra kısa sürede ülkeye biçilmeye çalışılan hiçbir donun alıcı bulamaması. Çünkü birileri çoktan başlamıştı, ufak ufak dikip provalarını yapmaya başlamıştı giydirmek istedikleri donun. Halk, muhtemelen bu hazırlığı gördü ve buna rağbet etti. AKP’nin ya da AK Parti, epeydir nakşetmekle uğraşan hareket, kendi diktiği donu ülkeye giydirme şansını elde etti.


Bu sıcak yazın en başında Aşık Mahsuni Şerif de hakka yürüdü bu arada. Sanki bunca zaman, 17 yıldır yaşadıklarımızı önceden hissetmiş gibi. Sanırım “Olacaklar beni de aşar” dedi ve gitti. İğnelemenin, taşlamanın üstadı bu iktidarla aynı zamanı paylaşsaydı, neler dökülürdü, söylerdi diye düşünürüm, ne zaman dilinden bir türkü dinlesem.


Cabas’ın kitabında yok yok. 2001 yılına girerken yapılan anketlerde, halkın en olumlu bulduğu gelişmeler sıralamasında, Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlığı ya da dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın yolsuzluk operasyonları ilk ikide yer alıyor.


Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer demek bile başlı başına ironik geliyor bana, bugünden bakınca. Şimdiki harcamaları, yapılan sarayları, hatta uçan sarayları okuyunca haberlerde. O kurallı, serinkanlı, tevazudan bugünkü kuralsız şatafat ve gösterişe. 


İktidar ortağı, mensubu olduğu partinin bakanına uzanan yolsuzluk operasyonunun başında bir içişleri bakanı. Kendisini atayan bakanın partisini zor duruma düşürebilecek haberi yapıp paylaşan Anadolu Ajansı yöneticisi. 


Bakanı istifaya zorlayan iş dünyası, ayar veren TÜSİAD. Ekonomik kriz ve ekonomiyi kurtarsın diye dışarıdan transfer edilen Kemal Derviş. Batan-kurtarılan bankalar... Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan suikastı. Hayata dönüş operasyonları. 


Başbakanlık binasının önünde yazar kasa atılarak tepkinin gösterilebildiği zamanlar.


Kitabı okudukça, insan biraz üzülüyor. Fakat daha da önemlisi bugünlere nasıl geldiğimizi de anlıyor. Yazıyı uzatmamak için örnekleri açmasam da o yıllarda yaşanılan her ne varsa son 10-15 yıldır yaşamaktan sıkıldığımız, utandıklarımızı da mümkün kılma vazifesi görmüş hadiseler.


Bu günler, yaşadıklarımız bir sihirbazın şapkadan çıkardığı tavşanlar değiller. Hepsi olasılıktı. En kötü olasılıklardan biri önüne denk gelen bir çarkıfelek yarışmacısı olabiliriz en fazla.


Bugün yine, dünü yaşar gibi yaşıyoruz. Nehir akıyor. Bugün yaşadıklarımız, yaşananlara karşı alacağımız tavırlarımız, yarın yaşayacaklarımızı mümkün kılacaklar, tıpkı dün olduğu gibi. Peki hazırlıklı mıyız? Okuyabiliyor muyuz okuduklarımızı? Anlayabiliyor muyuz bizi nereye götürebileceğini bu nehrin? Günü mü kurtarıyoruz? Minik, kendimiz ya da grubumuz kadar küçük krallıklarımız mı bütün derdimiz?


Bugün her kim varsa erken seçimden bahsediyor. Sanki herkes istiyor fakat seçim çağrısı bu sefer siyasetçilerin elinde bir yakan top. Herkes konuşuyor ama aslında çıt çıkmıyor.


Yine bugün, o yaz gibi kuru bir sıcak. Vantilatörler kâr etmiyor.

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR