16 Aralık 2019 Pazartesi

Ali Rıza Alçınkaya

Ali Rıza Alçınkaya

alirizaalcinkaya@gmail.com
19 Kasım 2019 Salı 20:42

Biplenen Cumhuriyet

Artık bir klişe olsa da tekrar ederek meramımı anlatmaya başlayayım. Televizyon ekranında dizi filmlerin takır takır silah patlatıp insanların ölümünü, dayak yiyen kadının savruluşunu uzata uzata izleyenlere sindirdiğine tanık olduğumuz bu devirde yaşamın içinde sık kullanılan argoların, tabirlerin, deyimlerin biplendiğini, hatta o sahnenin komple kesilip atıldığını fark ediyoruz.

Kesilip atıldığını bilmenin en büyük delili eski filmlerimiz. İnsan 20 yıldır bir şekilde izlediği filme denk gelip tekrar izlemeye koyulduğunda, bir sahnesine sıra geldiğinde, eksikliği anlıyor. Bir bakıyor ki o sahne yok. 40 yıllık filmin bir sahnesinden argo bir repliği çıkarınca neyi düzeltecekler kim bilir? Bu bipleme, kesme işinin başında Sinema Paradiso filmindeki türden işgüzar bir papaz var sanırım.

Örnek mi lazım? Misal en son Levent Kırca ve Nevra Serezli’nin başrolü paylaştığı “Ne olacak şimdi” film. Levent Kırca, filmde yeni yeni tanıştığı Serezli ile bir konferansa gidecektir. Kırca gitmeden önce yemek yedikleri mekanda alkolü fazla kaçırır. Konferansa zil zurna giden Kırca, kendisini takdim eden sunucuya sıkıntılı anlar yaşatarak sahneyi birbirine katar. Rezil olur. İş bittikten sonra Serezli’nin bitmez kahkahalarına maruz kalır. Çünkü sunucu Serezli’nin annesini oynayan Neriman Köksal’dır. Ama filmi daha önce izlemediyseniz, kadının neden bu kadar katıla katıla güldüğünü anlayamazsınız. Kırca sahnede ayağa kalkarken Serezli’nin eteğine basmıştır. Etek yırtılmıştır. 

Demek ki zaman geçtikçe, Neriman Köksal’ın görünen çoraplı bacaklarının çocukların kişisel gelişimini falan olumsuz etkileyeceği kanaatine varılmış.

İkinci bir örneği de güncel yapımlardan birinden vereyim. Güldür güldür isimli bir komedi programı var. TV’deki kan ve gözyaşının arasında, çöl ortasında minik bir su kaynağı gibi hayatına devam ediyor aşağı yukarı beş yıldır. 

Geçen hafta yayınlanan tekrar skeçlerinden birinin sonu, izleyenler bilir konusu Kral Bahattin’in Merzifon İmparatorluğu’nda geçen hikayeydi, aşağıdaki repliklerle bağlandı, sonuçlandı:

“Yeter artık bu halkın sözümona sizin gibi soylulardan çektiği.”

“O ne demek?”

“Merzifon Cumhuriyeti’ni ilan ediyoruz demek.”

“Cumhuriyet ne demek?”

“Bizm gibiler dük’ü tuttu demek.”

Evet. Yukarıdaki diyalogda “dükü tuttu” kısmı biplendi. Ama sadece o değil. İki defa cümle içinde kullanılan “Cumhuriyet” sözcüğü de biplendi. Nesi rahatsız etti bilemedim. Merzifon Cumhuriyeti şakası bir devlet iması olduğu için bölücülük mü sayıldı desem, o zaman niye cumhuriyet ne demek diye sorulan sorunun üstüne bip bindirildi, anlamadım.

Aslında anladım. Anlıyorum. Sadece İlhan İrem’in o güzel şarkısının nakaratında dediği gibi “Konuşamıyorum, konuşamıyorum, konuşamıyorum.”

Taksim Meydanı’nda ölümü karanlıkta bırakılmış minik bir kızın babasının işin aslını öğrenmeye çalışırken engel üzerine engelle karşılaşmasına dayanamayıp destek için döviz açan genç kızların acımasızca dövülerek uzaklaştırılmasının haberini okuyarak anlıyorum.

Cumhuriyet ile bunu ne kadar başardık bilinmez ama Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesiydi. Tanımadığı kimsesiz bir kız ve kızının hakkını arayan baba yanında olduğunu göstermek isteyen kızların, hiç tanımadığı görevliler tarafından, o görevlilerin hiç tanımadığı birilerinin huzuru bozulmasın diye dayak yediği bir ülkede Cumhuriyet biplenir.

Burası Türkiye Cumhuriyeti desen, biplenecek yani. 2017 referandumundan sonra ülkedeki rejimin tam olarak neye tekabül ettiği tarifinin bundan daha başarılısı olamazdı. Sorma işte. O bipin altındaki kelimeyi sorma. Cumhuriyet mi değil mi sorma. Sana ne lazım? 

Çok lazımsa dudak okuyarak anla, rahatla.

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR