26 Mayıs 2019 Pazar

Ali Rıza Alçınkaya

Ali Rıza Alçınkaya

alirizaalcinkaya@gmail.com
24 Nisan 2019 Çarşamba 17:08

Demokrasiyi geriletmek

Siz hiç yaşadığı şehirde kitap okuma oranı artmasın isteyen ve bunun için uğraşacak kütüphaneci gördünüz mü? Video paylaşım sitelerinden video takip eden insan sayısında artış görünce dertlenen youtuber?

Varsayalım ki bir taksici radyoda “geçtiğimiz sene toplu taşıma kullanan insanların bir bölümü taksiyle ulaşıma yöneldi” şeklinde haber metni duysa, kahrolur muydu? Olmazdı değil mi? Vatandaş taksiyi kullanmasın diye elimizden geleni yapmalıyız diye feveran ederek canlı yayında çağrıda bulunur muydu? Bulunmazdı.

Mümkün değil gibi geliyor değil mi? Ama oldu. MHP Genel Başkanı "CHP'nin asıl hedefinin hizmet değil, tek adam rejimini devirip demokrasi getirmek"  dedi.

Bir siyasi parti temsilcisi, demokrasi gelecek diye telaş içinde. Hizmeti demokrasiyle zıt sayan ayrıntının üzerinde durmuyorum bile.

Bu açıklama epey gündem oldu, sosyal medyada sık paylaşılanlar arasına girdi. Bir güldük, bir güldük ki sormayın… Gülmekten öldük. 

Fakat geçen zaman zarfında bunun Türkçe bilgisi eksikliği, bir telaşın sonucu olmadığını anladık. Aynı partinin genel başkanı henüz seçimleri yaşayarak, demokrasi ormanlarından bir nebze nefes alınmış ortamda, demokrasiyi çağrıştıran ne varsa aleyhinde görüş bildirdi.

Tunceli’deki belediye başkanını da eksik koymadı, İstanbul’da seçimlerin tekrar edilmesi ısrarından vazgeçmeyip, iradeyi tanımadığı da dillendirdi. Hatta cumhurbaşkanı Türkiye ittifakı gibi uzlaşmayı çağrıştıran kavramlar kullandığında, buna gerek olmadığını, Cumhur İttifakı’nın yettiğini ifade etti aleni, aleni. Bu uzlaşma hamlesinin önüne barajı çok geçmeden koydu yani.

Tüm bunlar konuşulurken, hafta sonu CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na, Ankara’da şehit cenazesi sonrası linç girişiminde bulunuldu, darp edildi. Korunmak istediği evin etrafı sarılıp taşlandı, yakılmak istendi.

Bu yaşanan olay sonrası Devlet Bahçeli konuştu ve "Yüzde 9,83 oy aldığın yere hala mahkemede aklanmamış, paklanmamış bir belediye başkanı ile gidiyorsun. O bölgede ne işin var senin?" dedi.

Abuk sabuk açıklamayı, makaraya alıp gülmekten ölürken, işte sahiden ölüyorduk. Ölüyorduk çünkü o gün orada yaşananların şakası yoktu. Ölüyorduk çünkü yok yere, insafsızca ve ahlaksızca Kemal Kılıçdaroğlu’nu sorumlu tutanlar, aslında halkın iradesini tartaklıyordu. Başına bir şey gelseydi, ülkenin başına gelmiş olacaktı. Ama ne yazık ki ülkedeki demokrasi standardının, bir parti liderinin tartaklanarak, linç ortasında öldürülmek istenebileceği kadar seviyesiz noktalara düşmesi, bazı politikacıların umurunda değil.

Orada bir de %9 oy oranı ayrıntısı var. Yani %9 oy oranı alınan bir yere, bir parti lideri gidemez. O halde hiç kimse az oy aldığı yere bir daha gidemeyecekse, partilerin misyonu ne? Bu partilerin feodal birer aşiret olduğu anlamına gelmez mi?

Üstelik bu %9 oy oranı bir çıta ise, Devlet Bahçeli nasıl hala MHP’nin başında. Kendisi 2002 seçimlerinde ülke genelinde %8,5 oy oranına ulaşabilmişti. %9 civarı oy alan Tansu Çiller, %5 oy alan Mesut Yılmaz istifa ederken o partisinin başında kalmıştı. Parti başkanlığına devam etti ve bir sonraki seçimde barajı aşarak partisini meclise soktu.

Tüm bu çarpıklıklar içinde yazıyı nihayete erdirip demokrasinin ve laikliğin tam hakim olduğu bir Türkiye dileyerek, geçmiş 23 Nisan’ı kutlarım.

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

YORUMLAR

  • Toplam Yorum

Mitrandir

24 Nisan 2019 Çarşamba 20:41

Elinize sağlık

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR