16 Ekim 2019 Çarşamba

Ali Rıza Alçınkaya

Ali Rıza Alçınkaya

alirizaalcinkaya@gmail.com
30 Eylül 2019 Pazartesi 16:37

'Deprem Adapazarı’ndan geliyormuş'

Yıl 1993 bile olmayabilir. En fazla 1992. Muhtemelen sonbahar ile kış arasında bir yerdeyiz. Sobalar da yeni yeni kurulmuş. Gecelerden birindeyiz. Önceki gecelerde nasıl uykuya dalıp gitmişsek, öyle uyumuş olmalıyız ki hiçbir ayrıntı yok öncesine dair. Ama sonrasını hatırlıyorum. Yaşanan olağandan biraz farklıydı.

Apartman boşluğundan gelen gürültüler eşliğinde kapı çalındı. Komşuların sesleri geliyordu. Bütün bir apartman kapıya doğru merdivenlerden akarken, sorgulamak zor olmalıydı. Bir anda kendimi kucakta buldum ve aşağı indik. Aşağıda diğer apartmanlardan akıp sokakta birikenler vardı. Karanlıkta yapılan konuşmaların arasında en sık duyduğum ve bu yüzden belleğime işlenen “deprem yoldaymış” ve “Adapazarı’ndan geliyormuş” tümceleri oldu.

Sonra hava soğuk diye babamın otomobilinin arka koltuğuna yolladılar beni ve arkadaşımı. Meraktan arka koltukta ayağa kalkıp arka camdan dışarıda olanları takibe koyulduk.

Bu iki “haber” ve deprem kafama takılmıştı bir kere. O ana kadar depremin ne olduğunu duymadığım için bu iki tümcenin ışığında depremin nasıl bir şey olduğuna kafa yormaya başladım. O esnada sokak ışığının altında ayrı ayrı kümeler halinde ayakta bekleyen, konuşan, ağızlarından nefesleri buharla çıkan kalabalığı da izlemekteydim. 

Bahsi geçen şey depremdi, binaları yıkıyordu. Üstelik bir yerden bir yere gidebiliyordu. Hem de yoldaydı. Bütün hayal kurabilmekte faydalı olacak dağarcığım neredeyse tamamen çizgi filmlerden ibaret olacak ki zihnimde önüne kattığını parçalayıp geçen jilet kadar ince uçlu, gövdesinde her renk dilimleri barındıran bir çember benzeri nesneydi. Yolda ve geliyor olduğu için onu trafik ışıklarında ve kavşaklarda arabaların üstünden geçerken hayal etmiştim. Evet, benim için deprem o an öyle bir şeydi.

“Ne büyük cahillik.” Depreme dair hiçbir şey bilmediğim çok belliymiş. Ama babamın arabasının arka camındaki o ince şeritlerin arkasından seyrettiğim, elektrik direğindeki lambanın ışığındaki belirli belirsiz kalabalığın da depreme dair pek bir bilgisi yokmuş. Hatta sadece bizim sokak değil, muhtemelen tüm mahallenin ve belki İzmit’in pek çok yerinde, o muhitin sakinlerinin de. Bu yolda, geliyor denen deprem “haberinin” sadece bizim sokakta yankılandığını sanmıyorum. Bilgisizlik ile can telaşının bir araya gelmesinden doğan yaşanmış bir hadise.

O gün belki öğrenmemiştik pek çok şeyi. Peki ya bugün? Bir asparagas haberle kendini sokağa atan ülke, bu mertebede çekindiği konuda ne öğrendi geçen onca zaman içinde?

Deprem bölgesinde yaşadığının bilgisini belleğinde tutarak, şehrine ve hayatına şekil vermeyi öğrendi mi bunu uzmanlar ve vatandaşlar karar versin. Eğer öğrendiyse sokaklara abananarak yükselen apartmanlar yapmayı, bütün boş arazileri betonlaştırarak ranta dönüştüren belediye yönetimlerini tekrar-tekrar seçmeyi, plansız büyüyen şehirin yeşil arazilerine kondurulmuş AVM ya da iş hanlarında dükkan sahibi olmayı, daha fazla kira geliri için apartmanına hayalet katlar eklemeyi, denizleri-dereleri doldurup bina dikmeyi falan çok iyi öğrendi.

Bütün bu öğrendikleri, belledikleri; orta derece bir sallantıda kabusu oluverdi.

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR