20 Nisan 2019 Cumartesi

Ali Rıza Alçınkaya

Ali Rıza Alçınkaya

alirizaalcinkaya@gmail.com
10 Nisan 2019 Çarşamba 17:14

Halkın iradesi, kimin sıkıntısı?

Köşe yazarlarının en büyük numarasıdır, “gündem o kadar dolu ki hangisine yetişsek diğerini kaçırıyoruz” temalı girişler yapmak, hatta bu temada yazı yazıp sırayı savmak. 

Akademisyenliği olup bir konuda uzman görüşü bildirecekleri ve sahiden gazetecileri tenzih ediyorum. Ki gündelik hayatta pek ettiğim görülmemiştir, tenzih. Bir yazı yazarken bir manayı karşılamak için hep aynı kelimeyi kullanmamanın, yazıyı bayatlık hissinden, tekdüzelikten kurtulacağını öğrenmiştim vakti zamanında.

İlk paragrafta yazdığım gibi değil durum bu sefer. Gündem bu sefer, birden farklı mevzuda oldu değil. 10 gündür gündem bir konudan ibaret. O bir konunun alt başlıkta çeşitliliği söz konusu. Gündem çeşitli-dolu değil, gündem yoğun. 

Nedir o konu? Tabii ki İstanbul’daki yerel seçim sonuçlarına iktidar partisinin ikna olmaması ve iktidar ortağı MHP’nin de bu ikna olamama durumunda iktidar partisine destek vermesi.

Günlerdir İstanbul’da belediye seçimlerini kazanan İmamoğlu’na vermemek için her yol deneniyor. Oylar yeniden sayılıyor, geçersiz oylar yeniden sayılıyor, itirazlar gözden geçiriliyor. Tüm bu itirazlar dikkate alınırken Cumhurbaşkanı, 14 bin oyla seçilmenin yetersizliğinden dem vuruyor. Çok az farkla seçimin kazanılması halkı rahatlatmaz diye açıklama yapıyor. Halbuki ülkenin mevcut yönetim sistemini içeren anayasa değişikliği, 2017 yılında  %51 ile kabul edildi. Yani %1 oy farkla.

Dahası sadece 2019 yerel seçimlerinde birkaç oy farkla başkanı belirlenen, AKP’nin de kazandığı iller, ilçeler bulunmakta. Üstelik bu illerde yapılan itirazlar kabul edilmiyor. Örneğin Balıkesir, mesela Muş. Yani hep çifte standart, tam çifte standart.

Tek başına ülkeyi yönetme yetkisini 8 ay önce bir kez daha alan partili Cumhurbaşkanı ve iktidar partisi önünde ülkeyi uzunca bir süre yönetecek irade elindeyken, İstanbul’da kaybettiği belediye seçimiyle meşgul olmakta.

O esnada gündemi pek meşgul etmeyen konular da kendi raylarında mesafe katetmekte. 

Yeniçağ Gazetesi’nde Ahmet Takan geçtiğimiz günlerde yazdığı yazısında, İmamoğlu’nun mazbatasını almadan Anıtkabir’e gidip defteri başkan sıfatıyla imzalamasını eleştirenlere, bir nevi işgal altındaki Türkiye Cumhuriyeti’ne ait Ege Denizi’ndeki adalarda Yunanistan’ın atadığı belediye başkanlarını ve o adalara pasaportla giriş yaparak ziyarette bulunan politikacıları da hatırlatıyor.

Uluslararası ilişkilerden örnek vermişken Gazete Duvar’da Aydın Selcen “Dış politika laubalilik kaldırmıyor” başlıklı yazısında Türkiye’nin aynı anda Rusya’dan S-400 ile Amerika’dan F-35 satın alırken yaşadığı gel-giti anlatıyor. 

Dışişleri, size çok dış olabilir. Başka bir yazara atıfta bulunarak örnek vermek ise soğuk gelebilir. O halde yüz yüze geldiklerinizle, gözünün içine bakabildiklerinizle konuşabilirsiniz.

Kahve önünde sigarasını yakan bir arkadaşınıza, sigaranın paket fiyatını sorabilirsiniz ya da bir takside sigara içmek için izin istediğiniz şoförün, samimi cevabından cesaret alarak açtığınız muhabbet esnasında, son yapılan akaryakıt zamlarına gelir zaten konu. O size anlatır durumu.

Etrafınızda varsa, muhakkak vardır, çocuğuna iyi eğitim verilsin diye özel okula yazdıran bir velinin, masraflar başlıklı muhabbetini dinleyebilirsiniz. Bir çocuk üniversite çağına gelene kadar kaç defa sistem değişebilir diye de muhakkak sual edersiniz. 

Veliyi dinlerken bu ülkede zaten maaş alırken bile vergi verdiğinizi anımsarsınız. Maaştan konu açılmışken, açlık sınırının, daha 4 ay önce iyileştirilmiş asgari ücreti geride bıraktığı, haber bültenlerinde kulağınıza çalınabilir.

İşte bu gibi meseleler bir hale sokulsun diye beklerken; ülkeyi yönetenler, İstanbul’u kaybetmemekle meşguller. Sen sorunlarını çözsünler diye beklerken onlar senin oy verip ortaya koyduğun iradeyi sorun haline getirmekteler.

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR