20 Kasım 2019 Çarşamba

Ali Rıza Alçınkaya

Ali Rıza Alçınkaya

alirizaalcinkaya@gmail.com
15 Ekim 2019 Salı 16:31

'Köpekbalığını dövdüler'

Bir taksinin arka koltuğuna oturmuş, yarı açık camdan dışarıyı izliyorum. Buna oturmak değil de teslim olmuş gibi taksinin arka köşesine kurulmak da denilebilir. Dışarısı önümden hızlı hızlı akıp gidiyor. Belki de taksi duruyor, İstanbul yanımdan akıp gidiyordur. Bunu bir felsefe sorusu olarak bırakıp kaçıyorum.

İstanbul gözümün önünden kayıp gidiyor, hiçbir görüntüyü, özelde binayı, köprüyü, insanı netleyemediğim için gözlerimle, gördüklerimin aklıma bir tohum manasında bir fikir bırakması da zorlaşıyor. Görüntüler akarken, taksinin radyosunda Yeni Türkü çaldığını fark ediyorum. Gördüklerim belirsiz ama duyduğum aklıma kök salmaya başlıyor. Geçmiş olsun.

Yeni Türkü’den Cevriye Hanım şarkısı çalarken, akıp giden, tutamadığım İstanbul’a dair o flu görüntüler de bir mana buluyor ister istemez. İstanbul’un can çekiştiğini düşünüyor insan. Hakkı bu değil, olması gereken bu değil diye düşünüyor. Sonra bu çarpıklığın 50 yıl önce de olduğunu, 100 yıl önce de insanların İstanbul’a yakıştıramadığı izlerin yanından geçip gitmiş olabileceği tahmininde bulunuyor. Yazılmış kitaplar, siparişi olmadan çekilip bugünlere kalmış fotoğraflar sayesinde. İstanbul’un ve bütün şehirlerin bitmeyen bir derdiydi bu belki de. Planlanmadan, sarmaşık gibi büyüyen, yerli yerine oturmamış şehirler.

Şarkıdaki melodi bana Yeni Türkü’nün bir başka şarkısını hatırlatıyor. İstediğim yere gelip de taksiden indikten sonra sırf bu yüzden, Cevriye Hanım’ı değil Yedikule’yi mırıldanıyorum. Yürüyeceğim yol uzun, bitiyor bir daha mırıldanıyorum. Bitiyor bir daha mırıldanıyorum. Unuttuğumdan yuttuğum bazı kelimeleri boş geçerken şarkıda hatırladığım bir kelime, boşluktan yararlanıp daha çok zihnime yer ediyor: Nargile!

Şarkıda “tütün ve tütün ürünlerinden” birinin bahsi geçtiğini fark edince, aklıma Karanfil isimli şarkısı sigaraya özendirici nitelikte olduğu gerekçesiyle Sıla hakkında suç duyurusunda bulunulması geliyor. Dava mı, ne davası yahu diyorum kendi kendime, kaldırımda bayırı tırmanırken. Madem şarkıda tütün ürünlerine dair bir teşvik var bu vergi olarak devletin kasasına giren para demek değil midir diyorum. Hatta diyorum kendi kendime, insan kendi kendine nasıl hatta diye bir cümle kuruyorsa işte; hatta bundan sonra içinde tütün ve tütün ürünlerinin bahsi geçen şarkıların telifinden devlet vergi alsın diyorum. Kaset sattıkça devlet de o oranda vergi alsın. Kaset de değil işte artık onun adı. Albüm. Fakat anonim türküler ne olacak dediğinizi duyar gibiyim. O durumda da o anonim türkünün olduğu albümün kazancı oranında o vergi halka yansıtılmalı. Sonuçta halk türküsü, bu halkın türküsü değil mi? Bedava, beleş; bu türküler bizim bu toprakların demesini bildiği yeter bu halkın. Artık taşın altına elini koysun.

Ben bu ülkeyi kurtaracak yaratıcı fikirler eşliğinde oradan oraya giderken, kaldırımlarda koşuştururken karnım acıkıyor ve bir ıslak hamburger vitrini bana gel-gel yapıyor. Çıkışta para üstünü beklerken tepedeki minik televizyonda yorum yapan uluslararası ilişkiler uzmanının konuşmalarından sınır ötesi operasyonu hatırlıyorum.

Ardından işimi halledip aynı yokuşu inerken, aynı kaldırımlarda; sınır ötesindeki askerleri düşünüyorum. Sınırdan sınır içine düşen havan mermileri haberleri aklıma geliyor. Düğüne gider gibi kuşanmış sınırdan kamuflajla poz veren basın mensupları da geçiyor aklımdan.

Dahası 2011’den sonra Suriye meselesi üzerine olan biten karman çorman da olsa aklıma geliyor. Bu mevzuda hususi mevkilerde olanların değişen fikirlerini, çelişen beyanatlarını hatırlıyorum. Tam sorgulayacağım aklıma dün akşam milli takım futbolcularının golden sonra asker selamı verişi geliyor önüme dikiliyor. Çekilin arkadaşlar bir dakika, bir şeyi çözmeye çalışıyorum da diyemiyorum. Grubun favorisi, dünya şampiyonu Fransa’dan deplasmanda 1 puan almışız, asker selamını vermeyin demişler vermişiz diye duygulanıyorum ben de… 

Putin’in serin suskunluğunu, Trump’ın ağız cıvatalarını düşünüyorum. Uluslararası alanda Türkiye’ye dair haberler akmaya devam ediyor. Anlaşılan Stade de France’daki asker selamı durduramamış kimseleri. 

Sonra önüme twitter’da daha önce okuduğum bir haber yeniden düşüyor, bütün bu düşündüklerimi unutuyorum, boş veriyorum: 

“Köpekbalığını dövdüler”

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR