19 Ekim 2020 Pazartesi

Ali Rıza Alçınkaya

Ali Rıza Alçınkaya

alirizaalcinkaya@gmail.com
16 Eylül 2020 Çarşamba 17:26

Sembollerle yaşıyorum

Yazının başlığı neden öyle diye soran olur belki, girer girmez yazayım. Şarkıda geçtiği gibi alkışlarla yaşasak, başlığını alkışlarla yaşıyoruz koyardım. Ama biz Zeki Müren değiliz ki alkışlarla yaşayalım, yaşatalım. Sembollerle yaşarız, sembollerle yaşatırız. Yaşattığımız kısmı da muamma elbette.

Bu yazıyı yazmama bir daha vesile olan vaka, bir RTÜK cezasıydı. RTÜK, Tele1 kanalına Evrensel Gazetesi reklamından dolayı ceza kesti haberini okumuştum. Cezaya sebep olan husus ise reklamda barış içinde ve bir arada yaşamak için yazarken fonda bir mitingden fotoğraf kullanılmasıydı. Miting fotoğrafında ise bir kız çocuğunun elinde sarı-yeşil-kırmızı renkli desenlerden oluşan bez parçası bulunmakta. Bu durum terör propagandası olarak yorumlanmakta.

Hemen aklıma çocukluğumda trafik lambalarının tartışıldığı, tuzlukların sorgulandığı haberler geldi. Bu çocukluğumla, bu büyüklüğümün tam ortasına denk gelen yıllarda bu haberleri yine anımsamıştım. O zamanlar Türkiye, uluslararası spor organizasyonlarına ev sahipliği yapmak için çaba gösteriyordu. İstiyordu en azından. O sıralarda afrika kıtasında mekan tutmuş, forması ya da bayrağı sarı - kırmızı - yeşil renklerden meydana gelen ülkeler aklıma gelmişti. Bu ülkeler futbolda galibiyet alsa, caddelerimizde bunu kutlasa, bu renklere bu kadar kriminal bakan insanların hali ne olur? Kimi kürtler de renklere tav olup kutlamanın ortasına halay çekerek dahil olmasın mı? Yok artık!

Ben bu konuda yazayım, yazmayayım diye tereddüt içindeyken, ki konu sahiden trafik lambası çıtasına geldiyse yazmamam daha doğru olurdu, 30 Ağustos geldi.

İktidarın bu içeriğe sahip günlerdeki alerjisini 18 yılda öğrendik. Güne yine bunun bir uzantısı ile başlamıştık. Atatürk'ü alabildiğine gölgeleme hallerinin devamı. Özellikle 12 Eylül'den sonra adını, sözlerini, heykellerini her gördüğümüz köşeye koyarak sevdireceğini zannedenler olduğu için, şimdiki yönetenler de tersini yapınca unutturacağını zannediyor olmalı. Tam bir sembol üzerinden mücadele. Korona bahanesiyle yasaklama, kısıtlamalara da gelen tepkilerin ardından akşam sarayın tepesinde drone kümesiyle Atatürk silueti oluşturuldu. Sözcü Gazetesi, yazarları ve okurlarının bir kısmı bunu like'ladı. Atatürk sevgisi, Atatürk'ün anlamı çoktan bir portreye, kartpostala dönmüş için ne hoş bir an. Her şeye, geçmişe sünger çekebilecek kadar kuvvetli gösteri. Atatürk'ün yokluğunu fotoğrafının yokluğuyla özdeşlersen, sana en güzel aranjmanını yapıp yola devam ederler. Ne olacak... 

İşte bu ikisini aynı yazıda kotarıp bir bütün haline getirmeye çalışıp da vazgeçtikten sonra sosyal medyada bir video ve bir fotoğrafa denk geldim. Yazıyı yazmaya yeniden teşvik etti. 

Fotoğraftan başlayayım... Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu ve CHP'liler yuvarlak bir masanın etrafında toplanmış. Masada da bir domuz. Al sana başka bir sembolle işini görüp halletme vakası daha. CHP'yi sevmiyorsun ve masanın başına geçip kendini böyle ifade ediyorsun. Sonra bunu sosyal medyada paylaşıyorsun. CHP 'lileri domuza benzeterek karikatürize etsen yine daha ahlaklı. Topluma mal olmuş insanların bunlara tahammül etmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama bu photoshop, sığ olduğu kadar adice. İsmet Paşa asker kaçağıydı yalanının sosyal medya görüp pespayeleşmiş, 2020 versiyonu. Sözü yok, görüşü yok, böyle sembollerle bir mesaj ver, alan alsın, alamayan kızsın. Bunun bir ayağı da savaşta mızrakların, kılıçların ucuna Kuran yapraklarını takmaktır. Semboller, semboller... 

Sembollere bir toplumun tav olmaması için, daha yetişirken bol bol soru sorması gerekiyor olmalı. Yoksa varılacak yer akıntı çağnozluğudur. 

Az önce yaprakların kılıçlara asılması demiştim. İşte bu kafanın bir uzantısı da sosyal medyada gördüğüm videoda kendine yer buluyor. Vatandaşın biri otoyolda orta şeride geçip namaz kılıyor. Neden? Özel bir provokasyondur belki. Değil ise yetişirken sembolleri ezberleyerek, tekrar ederek, göstererek; o sembollerin ait olduğu şeyi olabileceği öğretildiği için topluma, o arkadaş da inancını tasdik ediyor, kendini tatmin ediyor. Diğer müslümanlara da o arkadaş yolun ortasında namaz kılarken onu rahatsız etmeyerek, korna çalmayarak müslümanlığını sürdürmek kalıyor. Oh ne kolay sembollerle her şey. 

Aşağı yukarı bunları yazmayı düşünüp tamam demişken sonra yine vazgeçmiştim ki son bir vaka daha İsviçre gibi gündemi olan ülkemizde tartışılmaya değer meselelerin ilk sırasında yerini aldı. 

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, bir toplantıda Gazi Mustafa Kemal demişti ama Atatürk dememişti. Sahiden tartışılacak yanları vardır ve tartışırsın. Ama açıklamasını da gayet anlaşılır yapmış birini "asla Atatürk demedim, demeyeceğim" demiş gibi saatlerce tartışmak çok tuhaf. 

Sanırım zaten bilenmiş insanlar, tribüne insan toplayabilecekleri konu başlığı üzerinden yakalamak istediler. Atatürk'ü çok sevdiğini söyleyip Atatürk'ü bu mücadelede kullananlarla, sevgisi kartpostala indirgenmişlerin kesişme noktası oldu sanırım. İkinciler ne kadar çok bilmem. Ama ilkini yapanların Kuran yapraklarını kılıçlara takanlarla benzer taktiği uyguladığını düşünüyorum. İkinciler ise benimsedikleri sembolü görüp tarafını değiştiren askerler. 

Atatürk'ün adının, suretinin bile gölgelendiği çok açık bu dönemde. Bu sebeple buna reaksiyonu anlarım. Hatta daha çok, daha çok paylaşılsın. Ama Atatürk, bu Cumhuriyet'te olmuş ve olmasını isteyeceklerimizin sembolü. Tam da onun bütün eserleri, değerleri, misal ülkenin temeli Lozan Antlaşması bile tartışılmaya açılmışken, sadece bir sembol paylaşıyorsak bu paylaşım dini ritüelden farksızdır artık. Örneğin kadınları sokakta taciz eden, ölümüne sebep olan cezasız kalıyor, kadınlar kocaları tarafından çok rahat  şiddete uğruyor, hatta öldürülüyorsa Atatürk basılı penyelerle oyun oynayarak ülke çağdaş ülkeler seviyesine ulaşmaz. Cumhuriyet, tam olarak şiddet görüp sesini duyuramayan veya kendini borcu yüzünden banka önünde yakan adamdan geçiyor. Sahiden bir yaraya pansuman olmadan sembollerle tatmin olmak, kafayı kuma gömmektir. 

Bu yazıyı uzatmadan bir soruyla kapatayım. Sözcü Gazetesi, 30 Ağustos'ta saraydaki drone'lu Atatürk gösterisine tav olmuştu. Aynı gazete Kaftancıoğlu'na karşı başlatılan kampanyayı büyüten gazete. Kaftancıoğlu ise beğenelim ya da beğenmeyelim, İstanbul'u iktidar partisinden 25 sene sonra alan CHP'nin il başkanı kadın. 

Ben sorumu sordum.

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR