15 Aralık 2018 Cumartesi

  • 5,371 TL
  • 6,073 TL
  • 214,29 TL
  • 90.529
Arsal Arısal

Arsal Arısal

arsalarisal@gmail.com
16 Ağustos 2018 Perşembe 21:28

İmar küslüğü

Öyle bir acı ki; takvimler her o günü gösterdiğinde hala insanın içini bir korku kaplıyor, acının tarifi yok. Hiçbir şeye benzemeyen, bir örnekle tanımlanamayan. 
Aradan geçen 19 yıl. Yaşanan bunca saçmalık. Göz göre göre çıkarılan davetiyeler; ölüme, felakete...
Resmi verileri geçiyorum artık, şu kadar insan hayatını kaybetti, bu kadar ev yıkıldı, şu kadar sayıda binada hasar oluştu…
Ama hepsini yaşadık, hatırlıyor musunuz?
Deprem çantaları yaptık, güçlendirme projeleri, perdeleri binalara akıttık. Deprem yönetmeliği değişti, sonra yeniden değişti. Acil durum eylem planları, okullarda tatbikatlar, acil çıkış tabelaları olmazsa olmazımız oldu. Sonra bir baktık, teoride muhteşemiz, Japonya'yla yarışırız. Fakat ne görelim, binadan kurtulsak, toplanıp güvenle hayatta kalabileceğimiz meydanlarımız AVM'lere dönmüş. Dört bir yanımız parsel parsel ranta kurban edilmiş. 
Üstüne, sanki küsmüşüz ya da savaştaymışız gibi bir de imar barışı başlatıldı. Ne şehircilik ve planlama ilkeleri ne taşıyıcı sistemler ne imar planları ne mesleki bilgiler… Her şeyin yok sayılarak yapıldığı binalar, "imar barışı" adı altında, yapı sahibinin taahhüdü ve sorumluluğuna bırakılarak izne tabii kılınabiliyor, yasallaştırılabiliyor. Dere yataklarına yapılan binalar mı dersiniz, iki kata göre yapılmış temellerin üzerine sekiz kat çıkılanlar mı, yaratıcılığımızı milletçe en çok kullandığımız alan inşaat sektöründe tüm çılgınlıklarımız kabul görüyor şimdilerde. Barış dediğimiz şey ölüm getirecekse bunu hangi akıl hangi vicdan kabul edebilir ki? 
1999 Depreminde yıkılan binaların yerine jet hızıyla yeni, lüks, siteler yapılmış, her taraf beton. Ağaçlarımız, yeşil alanlarımız yok edilmiş. Doğa bu; kendisine yapılanlara karşı tavrı ne kadar anaç olabilir ki? Yağmur yağar, toprak bulamaz, sel olur. Yaz gelir, güneş ağaç bulamaz, ensemizde yumurta pişirir. Denize dolgu yaparlar, kilometrelerce, toprak sana cevap verir, deniz cevap verir. Ama ne cevap! Tokat gibi vurur… Kış olur kar yağmaz, iklim değişir, sosyal donatısı olamadığı için AVM'lerde bu ihtiyacının karşılığını arayan halka, çığırından çıkan grip virüsleri saldırır. 
Sonuç olarak, daha çok parayla doğayı ikna edemeyiz. Sosyal medyada çokça dolaşan resimdeki gibi döngü bozulursa ve ego, eco’yu geçerse ağır bedeller ödemek zorunda kalırız. Kaç defa tecrübe etmek lazım daha bilinmez: Deprem gerçeğiyle yaşamaya alışmak zorundayız cümlesinin dillere pelesenk olması fakat karşılığında bu kadar içinin boşaltılması nasıl bir ironidir? 
Ne zaman olacağını bilemesek de en azından nelerin yapılabileceğini ya da nelerin yapılmaması gerektiğini biliyoruz. 17 Ağustos 1999 Kocaeli depreminde yitirdiklerimizi anıyor, benzer felaketlerde bu acıları aynı şiddette yaşamamayı umuyorum.

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR