22 Haziran 2018 Cuma

  • 4,732 TL
  • 5,515 TL
  • 193,25 TL
  • 94.851
Duygu Tekdemir

Duygu Tekdemir

dtekdemir@gmail.com
08 Mart 2018 Perşembe 13:03

Bir 8 Mart yazısı

Oturup bir 8 Mart yazısı yazmak kolay mı sanıyorsunuz bu ülkede ve bu zamanda? 
Her gün nerdeyse 2-3 kadın cinayeti işlenirken ve kadın kelimesinden bile korkulan bu coğrafyada kadın olmayı geçtim, yazısını yazmak bile zor. 
Çünkü; kullanılacak her sözcüğün, her kavramın karşılığı sözlük karşılığı olarak değil kavramı yorumlayanın ideolojik terminolojisine göre kafalarda bambaşka bir karşılık olarak yer etmiştir. 
***
Bu karşılığa göre düşünceler şekillenir, ne anlatılmak istenirse istensin o ideolojik duvara çarpıp dağılır. 
Kadın dersin, akla bambaşka çağrışımlar gelir. 
Bıyık altından müstehzi bir gülüşün arkasına saklanmış semboller açığa çıkamasınlar diye “bayan” sözcüğünün perdesiyle korunur. 
Emekçi dersin, hemen birtakım önyargılar devreye girer. Feminizm dersin, ohooooo; -izm’lerden nefret eden bir topluluk yoluna taş koyar. 
Kadın cinayeti dersin, e erkekler öldürülmüyor mu? sorusu gelir. 
***

Kimsenin aklına erkeklerin sırf erkekliklerinden kaynaklanan nedenlerle ve toplumda onlara biçilen rol yüzünden öldürülmediği gelmez. 
İşte hadi kolaysa böyle bir toplumda kadın de, emekçi kadın de, Emekçi Kadınlar Günü de, Kadınlar Günü de, ClaraZetkin’in ve fabrika yangınında ölen 129 kadının ruhuna Fatiha oku. 
Belki de artık “kadın=anne olduğu zaman değerlidir, kadın=evinin kadını olduğu zaman kıymetlidir, kadın=yaşlandığı zaman saygı duyulasıdır, kadın=nine olduğunda eli öpülesidir, kadın= ekonomik ve sosyal hayatta baskın değilken görüşleri alınasıdır” denklemlerini hayatımızdan ve düşünce dünyamızdan kovmamızın zamanıdır. 
***
Bizim kültürümüzde kadınlar ancak evlenip çocuk doğurduğunda belirli bir saygı mertebesine ulaşır. 
Ama asıl saygıyı yaşlanıp her şeyden ellerini eteklerini çektiklerinde, sadece bayramlarda el öptürme ve çoluk-çocuğa, torun tombalağa börek açma kıvamına geldiklerinde kazanırlar. 
Ne de olsa o saatten sonra hiçbir anlamda kimseye tehdit oluşturacak gençlikleri, güzellikleri, sağlıkları, enerjileri ve ekonomik güçleri yoktur. 
Babadan-dededen kalma birtakım malvarlıkları da “sen bunlarla uğraşamazsın” denilerek ikna edilmek ve hayır duaları alınmak suretiyle erkeklere devrettirilir. 
***
Türkiye’deki taşınmazların mülkiyet dağılımını inceleyin inanmıyorsanız. 
Her üç tapudan yalnızca biri kadınlara ait.  
Kadın-erkek nüfusunun hemen hemen aynı, hatta kadınların biraz daha fazla olduğu düşünülürse gayet adaletsiz bir dağılım. 
Tıpkı meclisteki kadın vekil oranı gibi. 
Tıpkı yargıdaki kadın hakim-savcı oranı gibi. 
***
Adaletsizlik, kadının doğmasıyla başlıyor aslında. 
Son sıralarda bu döngü biraz kırılır gibi olsa da hala erkek çocuk sahibi olmak bir ayrıcalık, ulaşılması gereken bir hedef olarak görülüyor. 
Ve Kadınlar Günü’nün kutlanmasına vesile olan tekstil işçisi kadınların “eşit işe eşit ücret” talebi 100 yılı aşkın süredir hala güncelliğini koruyor. 
Dünyada “eşit işe eşit ücret”, yani aynı nitelikte işi yapan kadınla erkeğe aynı ücretin ödenmesi kuralını zorunlu hale getiren ve bu konuda caydırıcı cezalar belirleyen ilk ülke ise bu senenin başında İzlanda oldu. 
***
Düşünün, yıl 2018 ve dünyada bir ilk! 
Tekstil işçisi kadınların eyleminden tam 161 yıl sonra ve tek bir ülke! 
Uygarlığın beşiği kabul edilen Avrupa’da bile durumlar böyle. 
Bir de Ortadoğu’yu gözünüzün önüne getirin. 
Yüzünüzü buruşturduğunuzu görür gibiyim. 
Işid’in iğrenç emellerinin tutsağı kadınların durumu mu daha acıklı yoksa bu devirde araba kullanma özgürlüğünü elde ettiği için memnun olmakla yetinmek zorunda olan Suudi kadınlarınki mi? 
***
Ya 1979’dan beri içine girdikleri kıskaçtan bir türlü kurtulamayan özgür düşünceli ama çaresiz İranlı kadınlarının dramına ne demeli? 
Sonuç olarak; dünyanın neresinde olursan ol kadın olmak zor. 
Amerika’da bile 20. yüzyılın başlarında kadınların mayo boyunun ölçüldüğü günlerden bugünlere gelindi. Ve rüyalar ülkesi Amerika’da siyahi bir Başkan oldu ama henüz kadın bir Başkan olmadı! 
Yani en az ırkçılık kadar, belki de daha fazla dünyanın başına bela bir dert cinsiyet ayrımcılığı.
***
Bu ayrımcılığın üstesinden nasıl gelebilirizin cevabı, samimiyette yatıyor. 
Alışılageldik cümlelerle geçiştirilecek 8 Mart’lar değil, kadın-erkek eşitliği konusunda kararlı adımlar atılacak 8 Mart’lar lazım bize. 
Eşitlik dedim, şimdi yine “kadınla erkek eşit mi ki yaa, bir kere fizyolojimiz farklı” tayfası gelir. 
Fizyolojimizin farklı olması, bizim aynı olmadığımızı gösterir. 
Eşitlik, aynılık manasına gelmez. 
Eşitlik, hak eşitliğidir. 
Eşitlik, fırsat eşitliğidir. 
Eşitlik, ücret eşitliğidir. 
***
Eşitliği önce kadınlar kavramalı belki de gelecek nesilleri yetiştirenler olarak. 
Sen Kadınlar Günü’nü anlayamamışsın, sen şöylesin sen böylesin diye hemcinslerimizi yaftalayacağımıza biraz toparlayıcı olalım, yolunu çizmesi ve hayatı doğru algılayabilmesi için onlara bir şans tanıyalım, hemcinsimizin yolunu kesen, ona köstek olan biz olmayalım. 
Bazı kavramları kafamızda büyütüp büyütüp dağ haline getirmeyelim. 
Mesela; “kadınlar çiçektir” söyleminin kadın hakları savunucuları arasında bunca öfke ve kin toplaması örneğinde olduğu gibi. 
***
Kadını narin, güzel bir oda süsü olarak görmek yanlış elbette. 
Ama biz neden bir çiçek veya bir ağaç olmayalım ki? Toprağına sımsıkı kök salan ama dallarını göğe uzatan; yaprak döken ama aynı zamanda çiçek açan; dallarının altındakileri koruyan, kollayan, gölgesinde serinleten ama tohumlarını rüzgarlarla taa uzak diyarlara da saçan bir ağaç; bilge, güven veren ve yaşamın kaynağı bir ağaç neden olmayalım? 
***
Diğer hemcinslerimizin veya erkeklerin bizleri nasıl tanımladığı değildir aslolan, bizim kendimizi dünyada ve toplumda nasıl konumlandırdığımızdır. 
Oksijen kaynağı ve sincaplar yuvası, yaşamın olmazsa olmazı tüm kadınlarımıza sevgiyle, Dünya Emekçi Kadınlar Günümüz kutlu olsun.

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR

ANKET