18 Aralık 2017 Pazartesi

  • 3,860 TL
  • 4,536 TL
  • 156,27 TL
  • 109.330
Duygu Tekdemir

Duygu Tekdemir

dtekdemir@gmail.com
07 Aralık 2017 Perşembe 18:16

Bir ölüm ve ardından düşündürdükleri

Artık aramızda olmayan birinin arkasından bir şeyler söylemek ne kadar da zordur…
Hele o kişinin gittiğini henüz kabullenememişseniz… 
O hep orda olacak sanıyordunuz, o sizin hayatınızın mihenk taşıydı çünkü. 
O hep kalır, sizi bırakıp gitmez diye düşünüyordunuz; o sizin hayattan kaçıp sığındığınız limandı çünkü. 
Hayatta her şey değişken ama o sabit olmalıydı; her daraldığınızda soluğu yanında aldığınız bir ferah bahçeydi o çünkü. 
***
Ama bir gün gitti. 
Göçüp gitti. 
Bu dünyadan bir nefes daha nasibi kalmadığı için gitti. 
İnsan ölümlü olduğu için gitti. 
Gözbebeklerindeki ışığın feri tükendiği için gitti. 
Şimdi ne yapsak nafile, geriye dönüş yok. 
Ne kalıyor peki arkada? 
Anılar mı, hüzünler mi, “keşke”ler mi, yoksa “iyi ki”ler mi? 
Herkes “iyi ki”lerin fazla olmasını umut eder.  
***
Herkes “hayat devam ediyor” der. 
Herkes seni “vadesi dolmuş” diye teselli eder. 
Haklılardır da. 
Peki neden içimdeki isyan haklı olduklarını bildiğim halde? 
Neden hiç kapanmayacakmış gibi gelen bu yara?  
Neden onun gözünün feri gibi sönmüş hissetmem içimdeki feri?
Evet, o benim anneannemdi. 
***
Şimdi siz belki anlamazsınız ama onunla ilgili  geçmiş zamanlı cümleler kurmak bile acıtıyor içimi. 
Hala rahmetli derken tereddüt ediyorum, o benim hala “bugünüm”de olduğundan, “dün”e dair kavramları yakıştıramıyorum isminin başına ya da sonuna. 
Onu kaybedişim ani olmadı. 
Ama kendimi hazırlamam da mümkün olamazmış böyle bir şeye, onu anladım. 
Hasta da olsa “var” olduğunu bilmek, bu hazırlanışı zorlaştırıyor. 
Peki neydi onun gidişini farklı kılan? 
***
Herkes hayatta sevdiklerini kaybediyor. 
Hatta; Susanna Tamaro’nun bir kitabında şöyle bir bölüm vardı: “Annemiz babamız öldüğünde öksüz-yetim kalırız, eşimiz öldüğünde dul. Büyükanne ve büyükbabalar ise hayat yolunda yürürken bir şemsiye gibi sessizce yol kenara bıraktığımız yakınlarımızdır adeta. Onlardan ne dul kalırız ne de yetim… Yol devam eder ve biz şemsiyeyi arkada bırakarak yürümeyi sürdürürüz.” 
***
Tam sözcükler bu olmasa da mealen bu şekilde tanımlanmıştı büyükanne ve büyükbabaların kaybı. 
Belki de 20 yıl oldu bu kitabı okuyalı ama şemsiye metaforu dün gibi aklıma kazınmış duruyor. 
Benim bu ölümü şemsiyeyi yan tarafa bırakırcasına doğal karşılayıp yaşamıma devam edemeyişimin elbette subjektif ama kendimce haklı nedenleri var. 
***
Her şeyden önce; o benim hayatıma uzaktan ve arada sırada dahil olan, bayramdan bayrama el öpmeye gittiğim bir akrabam değildi. Bana anneannelik değil tam anlamıyla annelik yaptı.
Küçük bir çocuk olduğum günlerden bu yana elini, desteğini, sevgisini, şefkatini üstümden eksik etmedi. 
Bizimkilerin memuriyet ve tayinler konusunda yaşadığı sıkıntılı günlerde bana hep o baktı. 
Sabırlıydı, o kadar yaramaz bir çocuk olmama rağmen bana bir gün kötü davranmadı. 
Büyüdüğümde de durum farklı değildi. 
Mezuniyetimde, nişanımda, kınamda, düğünümde hep yanımdaydı. 
***
Yurttan arkadaşlarım bizim eve geldiğinde de ordaydı, kız istemede biz ne yapacağımızı bilmez bir haldeyken de. 
Evleneceğim zaman çeyizimi de düzdü, çocuğum doğduğunda onun takımlarını da hazırladı. 
Ne benim ne çocuğumun doğum gününü ölene kadar unutmadı. Çiçekli mancar sevdiğimi bilir, her sene mevsimi geldiğinde bana pazardan mutlaka alırdı. 
Sofraları her zaman zengindi; bu zenginlik maddi durumunun çok iyi olmasından değil, gözünün gönlünün bolluğundan kaynaklanıyordu. Nesi var nesi yoksa paylaşırdı; çevresindekileri, özellikle de biz çocuklarını ve torunlarını doyurmadan içi asla rahat etmezdi. 
***
Tipik bir anaç Anadolu kadınıydı. 
Elinden her iş gelirdi. 
Bildiklerini bize de öğretmekten kaçınmaz, bilgi konusunda cimrilik yapmazdı. 
Özel günlerde o özel günün muhakkak hakkını verir; usul, adap, görgü ve gelenekler neyi gerektiriyorsa eksiksiz yapardı. 
Herkesin mutlu gününe de acı gününe de koşar; akrabalarının, komşularının ve sevdiklerinin ne düğünlerini ne sünnetlerini ne de doğumlarını kaçırırdı. 
Her şeyi yerli yerinde, yoluna yordamına uygun hallederdi. Mevlit de okuturdu, bayramda gelen çocuklara harçlık, mendil ve şeker de verirdi, eşi dostu da arardı, çarşıya pazara çıktığında herkesle  selamlaşırdı da. 
Hatır gönül bilirdi, kimseyi kırmazdı. 
Giyimi kuşamı sade ama her zaman özenliydi. 
Dedem vefat ettikten sonra 24 yıl boyunca alyansını parmağından hiç çıkarmadı. 
***
İşte böyle… Onu anlatmaya başlayınca durduramıyorum kendimi galiba, kelimeler birbirini kovalıyor klavyemden fırlayıp monitörde kendine yer bulmak için. 
Uzun lafın kısası; o benim yalnızca anneannem değil, annemdi. 
Bana da kendimi hep evladı gibi hissettirdi. 
Şimdi “Duygu ben seni çok seviyorum” sözcüklerinin ağzından çıkmasını sağlayan o sesini bir gün unuturum diye korkuyorum. 
Şimdi küçük bir kız çocuğuna tavuk yemlemesini, kümesten yumurta almasını öğrettiği, “ekmek yedim kuruca, su içtim duruca; niyet ettim Allah rızası için yarınki oruca” diye oruç tutmaya niyet ettirdiği, Sümerbank’ın sabah işbaşı ve akşam paydos boruları arka fonda öterken bana yaşattığı sevgi dolu günler aklımdan çıkmasın diye uğraşıyorum. 
***
Şimdi rüyalarıma ilerde bugünkü kadar sık gelmez diye endişeleniyorum. 
Onsuz iki bayram geçti, şimdilerde bayramların benim için bir daha anlamı olur mu diye merak ediyorum. 
Ona özlemimin alametleri bunlar. 
Tıpkı bu yazıyı yazmaya başladığımdan beri gözlerimden süzülen yaşlar gibi…
Peki şimdi ben ne yapacağım? 
Tek isteğim; onun ailesine yaşattığı sevgi ve şefkat ortamı gibi bir ortamı sevdiklerime yaşatabilmek. 
***
Benim evime geldiklerinde, onun kapısından adım attığımda hissettiğim o sıcaklığın insanların yüzüne çarpması. 
O eski toprak bir Anadolu insanı, ben yeni nesil bir sanal alem insanı; ne kadar başarılı olurum bilinmez. 
Ama onun sevgisinin ve sıcaklığının ışığını yoluma rehber edineceğime söz veriyorum. 
Canım anneannem, nurlarda uyu…

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

YORUMLAR

  • Toplam Yorum

Nihat Namuk

12 Aralık 2017 Salı 16:31

Duygu dolu ve etkileyici bu yazıyı benzer duygularla okudum. Büyüklerimizin hatıraları en büyük yol göstericimizdir.

Aysel Müftüoğlu

08 Aralık 2017 Cuma 13:50

Sevgili Duygu, içindeki küçük kızın gözüyle ve tüm samimiyetinle paylaştığın hisler için seni sımsıkı kucaklıyorum. Ölüm bir son veya ayrılık değil aslında, sadece bir form değiştirme ve tekamül yolculuğuna başkaca devam etmek. Yaradan'a kavuşmak ve yuvaya geri dönüş. Sevgilerimle..

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR