17 Ekim 2018 Çarşamba

  • 5,693 TL
  • 6,570 TL
  • 224,46 TL
  • 98.495
Duygu Tekdemir

Duygu Tekdemir

dtekdemir@gmail.com
07 Şubat 2018 Çarşamba 17:36

Falcon Heavy sadece bir roket mi?

Dünden beri dünya, Elon Musk’ın kurucusu olduğu SpaceX şirketinin Mars’a gönderdiği Falcon Heavy roketinin haberiyle çalkalanıyor. 
En azından gelişmiş dünya diyeyim. 
Bu haber Bangladeş’te, Moritanya’da veya Paraguay’da aynı etkiyi yarattı mı; bilemiyorum. 
Bizim ülkemizde de haber kanallarında orta ölçekte bir ilgiyle karşılandı diyebiliriz. 
***
Sokakta durum nasıl, kimsenin olan bitenden haberi var mı, haberi varsa ne anlama geldiğinin farkında mı; onu da bilmiyorum. 
Daha 1 sene öncesine kadar belki de hiçbirimiz Elon Musk ismini duymamıştık bile. 
Bizim nezdimizde onu tanınır kılan Türkiye’ye ve özellikle de Anıtkabir’e yaptığı ziyaret oldu. 
Herkes “kim ki bu adam?” diye bir düşündü ama büyük ihtimalle uzun boylu araştırma gereği görmeden dikkati başka yerlere kaydı.
***
Açıkçası benim de bu konulardaki bilgilerim yeni yeni oluşuyor. 
Falcon Heavy’nin fırlatılışının uyandırdığı ilgi beni bu konuda biraz daha araştırma yapmaya itti. 
Uzaya ilk defa mı roket fırlatılıyor, ne var bunda diye düşünenler olabilir. 
Yalnız bu benim duyduğum Nasa dışında bir şirket tarafından yapılan bir ilkti ( Tabii Amerika’da ). 
Araştırdıkça Elon Musk’ın sıradışı bir kişilik olduğu kanaatine vardım. 17 yaşına kadar Güney Afrika’da yaşıyor. 
O çocukluk ve ilk gençlik yıllarından bu yana en öne çıkan özelliklerinden biri kitaplara tutkuyla bağlılığı ve özellikle Ana Britannica ansiklopedisini okuması. 
***
SpaceX şirketini kurmadan önce de uzay ve roketlerle ilgili bulabildiği bütün kitapları dikkatli bir şekilde okumuş.
Yani param var, bir de uzay şirketi kurayım dememiş. 
Bu yatırımı yaparken ideolojik saiklerle de hareket etmiş. 
İdeoloji deyince bizim memlekette hemen solculuk, komünizm falan akla gelir. 
Yoo, yoo merak etmeyin; komünist falan değilmiş Musk. 
Sadece dünyanın geleceğinin pek de parlak olmadığını fark edebilmiş Amerikan başkanının aksine (!) ve bizleri, yani tüm insanlığı üzerinde seyahat etmekte olduğumuz bu “altı deliklerle dolu gemi” den alabora olmadan kurtarabilmek için başka dünyaların ve yuvaların arayışına girmiş. 
***
Çalışma ofisinde bu yüzden bir tane şu anki haliyle kızıl Mars, bir tane de dünyaya benzer, okyanuslarla ve ormanlarla dolu hayali bir mavi-yeşil Mars resmi var. 
Her ne kadar dünya şu anda o mavi-yeşilden hızla griye ve siyaha doğru evrilmekte ise de; Musk yine de inatçı. 
Temiz enerji ile bu kötüye gidişi az da olsa yavaşlatabilme derdinde. Bu amaçla bir de Solar City adında şirket kurmuş güneş panelleri üreten. 
Ve bu şirket şimdi tüm binalarda güneş enerjisi üretebilen kiremitlerin kullanımı için harekete geçmiş. 
***
Üstelik bütçelere ek bir maliyet getirmeden! 
Bütün bunlar Musk’ın insanlık için daha temiz ve güzel bir gelecek hayallerinin yalnızca bazı parçaları. 
Falcon Heavy’nin içinde Tesla’nın ilk elektrikli spor arabası Roadster’ı taşıması, şoför koltuğuna cansız bir mankenin yerleştirilmiş olması, arabada David Bowie’den Space Oddity’nin çalıyor olması, Otostopçunun Galaksi Rehberi kitabının da yollanması gibi detaylar ise ancak ince bir ruhun ürünleri olabilir.
***
Peki bunları niye anlatıyorum? 
Aynı tarihlerde Türkiye’nin gündemi nedir ona biraz göz atalım isterseniz, o zaman ortaya çıkacaktır neden anlattığım. 
Amerika’da bunlar yaşanırken ve birileri Mars’ta koloni kurma, Mars’ta ölme hayalleri falan kurarken yani; biz Türkiye’de savaş ortamının kasvetiyle bunalıma girmiş durumdaydık toplumca. 
Her gün birbiri arkasına gelen şehit haberleri ve yetim kalan çocuklar, eşinin üniformasını giymiş eşler, kalbi dayanmayan ana-babalar, geniş katılımlı cenazeler ve bu cenazelerde boy gösteren siyasiler artık ana haber bültenlerinin kanıksanmış, karşısında ailecek oturulan, yemek yenilen, belki birkaç damla gözyaşı akıtılan ama haber bittiğinde hayata kalınan yerden devam edilen bir ritüeli haline gelmişti. 
***
Hep vatan sağolsundu, hep bir oğlum daha olsa onu da askere gönderirimdi, hep bu ülkeyi yönetmeyenlerin çelenkleri derelere atılırdı, slogan atılırdı…
Bu konu içimi kanattığı için daha fazla deşemeyeceğim; fakat bu Türkiye’nin baş gündemiydi. 
Diğer gündemlerimize bakalım; Türk Tabipler Birliği’nin yöneticileri “yaşama hakkı”na vurgu yapan bir açıklamadan dolayı gözaltına alındı ve günlerce serbest mi kalacaklar, tutuklanacaklar mı, onu konuştuk. En sonunda serbest kaldılar.
***
Ancak; bu sefer de birliğin isminin başındaki “Türk” ün kaldırılması gündeme geldi. 
Türkiye Barolar Birliği bir şey yapmamıştı (!) ama onların da başındaki Türkiye ibaresi kaldırılacaktı. 
Bu meslek odaları, isimlerinin başındaki “Türk” ve “Türkiye” ibarelerini hak etmiyorlardı, derhal bu ibareler kaldırılarak cezalandırılmaları şarttı. 
Ne de olsa bu memlekette “yerli ve milli” olmayana yer ve yaşam hakkı yoktu. 
Sahi “yaşam hakkı” neydi, biliyor muyduk ki? 
Yani mesela o gencecik yaşta toprak altına giren şehitlerimizin de “yaşam hakkı” vardı, bunun bilincinde miydik acaba? 
Yoksa “yaşam hakkı”nı da “ideoloji” gibi çok sakıncalı bir sözcük sayıp ona göre mi belirliyorduk vereceğimiz tepkileri? 
***
Geçelim bir diğer gündem maddemize. 
Dünya Güvenli İnternet Günü kapsamında yapılan etkinliklerde Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan’a konuşma yaptığı sırada “Yavaş konuş, anlamıyorum” diyen Robot Sanbot bakanın tepkisini çekti ve robot hakkında “gereğinin yapılması” talimatı verildi. 
Daha sonra  robotun mikrofonu kapatıldı (!) ve formatlandı. 
Eskiden olsa Zaytung haberi sanabilirdim; ancak bugünlerde gerçekten yaşanıyor böyle şeyler ve Zaytung sitesi de bu nedenle espri kıtlığı çekiyordur zannımca. 
***
Robot, daha yavaş tempoda yapılan konuşmaları algılamaya programlandıysa bu şekilde konuşmasından daha doğal ne olabilir? Veya biz bir makine parçasından devlet büyüklerimize saygı göstermesini falan mı bekliyoruz gerçekten? 
Bu konu üzerine daha ne yazabilirim bilmiyorum doğrusu! 
“Gereği” yapılmış nihayetinde…
Yaaa, işte böyle…
***
Nerdeeeen nereye; öyle değil mi? 
Bizim gündemimiz ve dünyanın gündemi size neler düşündürdü bilmem ama ben Elon Musk’ı tanıdıkça “İstikbal göklerdedir” diyen Atamızı neden ziyaret ettiğini daha iyi anladım. 
Doğrusu Musk bile Atatürk’ün üç kırık kaburga kemiği ile savaştığını bilirken bende bu bilginin çok silik ve belli belirsiz olmasından utandım. 
Bir silkinip kendimize gelmezsek ve daha çok çabalamazsak bir geleceğimizin olmayacağı gerçeği bir kez daha tokat gibi çarptı yüzüme. 
Elon Musk’ın söylediği gibi; okumadığınız, araştırmadığınız, öğrenmediğiniz sürece “Neyi bilmediğiniz hakkında hiçbir fikriniz yok.”

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR