10 Ağustos 2020 Pazartesi

Tahir Özcan

Tahir Özcan

tahirozzcan@gmail.com
04 Aralık 2019 Çarşamba 16:45

Din

İnsan düşünme eylemini geliştirmeye başladığından bu yana (Antropologlara göre kabaca 5.000.000 yıl) birçok şey de üretmeye başladı. 
Önce saymayı öğrendi. 
Saydıkları aklında tutamayacak kadar çoğalınca onları kaydetme ihtiyacı duydu, yazıyı (sembol) buldu. 
Yerleşim yerleri kurdu, konutlar üretti. 
Bitkiler ile uğraştı, tarımı üretti. 
Hayvanları ehlileştirdi. 
Araç gereçler yaptı. 
***

Havayı, suyu, ateşi kullanmayı öğrendi. 
Sanatı, bilimi ve sonunda teknolojiyi üretti. 
İhtiyacı olanı ürettikçe yeni ihtiyaçlar doğdu. 
Tıpkı “DİN” gibi.
Öğrenciyken okuduğumuz Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinde okuduğumuz kitap şu önsöz ile başlıyordu ‘’Din bir ihtiyaçtır’’. 
Nasıl mı?
Önceleri kendisinden büyük canlıların, yırtıcıların gücünden etkilendi. Onlara kutsallık atfetti. 
***

Doğa güçlerinden (Yıldırımlar, fırtınalar, volkanik olaylar vs.) etkilendi. Onların da üstünlüğünü kabul etti. 
Tanrılaştırma ve tapınma böyle doğdu. 
Ölümü, doğumu (canlıların, güneşin, ayın) gözlemledi ve anlamaya çalıştı. Bazı bilim insanları gömülme ritüelinin bu şekilde başladığını düşünüyor. İnsanlar ektiği tohumların (bir nevi ölü bitki) yeşerdiğini, canlandığını görünce ölülerini gömmeye başladılar. 
Bir nevi insanın toprağa ekilmesi. 
***

Elbette ölüler topraktan tekrar çıkmadılar. 
Tohumlar küçük, insan bedeni büyüktü. 
Tekrar canlanması çok zaman alacaktı. 
Çok çok uzun zaman. 
Ahiret (diriliş) inancı da böyle başladı. 
İnsan toplulukları kendilerinde olmayan ama diğer topluluklarda olan cazip şeyleri almak istediler. 
Tabi ki kimse elindekini (özel, az bulunur, önemli, değerli ise) kolayca vermiyordu. 
***

Almak için ya dövüşmek gerekiyordu ya da takas yapmak. 
Alın size savaş ve ticaret. 
Avlanmaya gidildiğinde başarısız olunur, boş dönülürse bekleyenlerde bir hoşnutsuzluk oluyordu. 
Bol avla dönüldüğünde ise bir sevinç, neşeli bir hava. 
Böyle olunca, insanlar rahatlıyor, gevşiyor, sosyalleşmek ilişki kurmak kolaylaşıyordu. 
Komşu kabileden bir şey alırken de öyle. 
Mesela bir kadın (eş) istenecekse önce hediyeler veriliyor,  karşı taraf hoşnut edilmeye çalışılıyordu. 
***

Tanrılara hediye verme de böyle başladı. 
Onları hoşnut ederek verebilecekleri zarardan kaçınmaya çalışılıyordu. Kurban buradan çıkarak başladı. 
Toplumlar arasında farklı anlayışlarda da olsa (yiyecek, eşya, hayvan, insan kurban etme) var oldu. 
Tüm bunlar olurken insan geniş topluluklar oluşturdu. 
O topluluklar giderek büyüdü. 
Bu büyük toplulukların bir arada yaşayabilmesi bir takım güçlükler getirdi. Yönlendirilmeleri, yönetilmeleri gerekiyordu. 
Liderler çıktı. 
***

Önceleri beden gücü ile hükmetti. 
Yetmedi, zeka, düşünce beden gücünün yanına eklendi. 
Topluluk ne kadar kalabalıksa o kadar zorlaştı yönetmek. 
Geniş toplulukları yönetmek ve yönlendirmek için korkutmak yetmeyince, ikna etmek gerekti. 
İkna olmaları için inanmaları gerekiyordu. 
İnsan inanç sistemlerini üretti. 
İnsanlık keşfettiği, bulduğu, icat ettiği her şey gibi inancı ve dini de bir ihtiyaç olarak yarattı. 
Kendisinin, çevresinin, en sonunda da evrenin farkına varan insan gerçek ‘’GÜÇ’’ü keşfetmiş oldu. 
***

Din dediğimiz olgu o çağlarda siyasetin de ta kendisi olarak yöneticinin en büyük silahı oldu. 
Büyük kentler kent devletleri oldular. 
Kent devletleri birleşti ülkeler meydana geldi. 
Ülkeler içinde toplumsal sınıflar oluştu. 
Egemenler kalabalıkları kendi safında tutmak istediler. 
Gerçek gücün farkına varmışlardı ‘’ikna’’. 
Zor kullanarak zor ve tahrip ediciydi. 
İkna ederek, inandırarak daha kolaydı ve zararı daha az. 
İnancı (Dini) böyle kullanmaya başladılar. 
***

Bunu da kurumsallaştıran bir zümre oluştu, Ruhban sınıfı. 
Egemenlerin himayesinde tutularak ayrıcalıklı yaşatıldılar kuşkusuz. 
Bu gün de halen böyledir.  
Toplum katmanları: yöneticiler, askerler, işçiler(köylü, memur, vs. tüm çalışan kesim), din adamları ve diğerleri (yaşlılar, çocuklar vs.) olarak sıralanır. 
Düşünmenin evrimi çağlar boyu çok aşamadan geçti.
***

Mistik (sihirsel) düşüme… 5.000.000 yıl
Mitolojik düşünme………… 50.000 yıl
Tanrısal düşünme…………. 12.000 yıl
Felsefi düşünme……………. 3.000 yıl
Dinsel düşünme…………….. 3.-18. Yüzyıl
Akılcı düşünme………………. 18. Yüzyıl
Bilimsel düşünme…………… 19. Yüzyıl
Akılcı ve Bilimsel düşünme 20. Yüzyıl
Özetle bu evrelerden geçen insanlık medeniyetler kurdu, teknoloji üretti ama toplumsal yapı içinde güçlü bir olgu olarak DİN hala en önemli noktadaki yerini koruyor. 
Sosyal, siyasal, fikirsel dünyayı kurgulamaya devam ediyor.

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR