15 Ağustos 2020 Cumartesi

Tahir Özcan

Tahir Özcan

tahirozzcan@gmail.com
12 Mayıs 2020 Salı 17:20

Korku-Yorum

Sonucu kestirilemeyen olaylar, olgular, eylemler karşısında girilen ruh hali, endişelenme durumudur ve aslında belirsizliklerin neticesinde duyulan bir histir "korku". 
Üstelik tarihi belirleyen başlıca olgulardan biridir. 
Toplumsal veya bireysel olsun insanların yönlendirilmesinin, harekete geçirilmesinin hatta hareketsiz kılınmasının başlıca aracıdır. 
İster yeryüzü isterse gökyüzü efendileri olsun, hepsi himaye ettikleri toplulukları yaşarken ya da öldükten sonra cezalandırmakla korkutmuşlardır. Tarih boyunca ödüllendirerek  motive etmekten de, insanların sevgi ve saygısını kazanmaktan da, onları ikna etmenin daha az maliyetli ve kolay yolu olarak görülmüştür korku. Hayvanları da bu şekilde zapturapt altına almıştır insanoğlu. Zira bu durum tüm canlılarda gözlemlenir.
***

Yaradılıştan var olduğu düşünülse de yanlıştır. Öğretilen, öğrenilen bir histir. Doğumdan sonra öğrenilir ve öyle bir yerleşir ki adeta içgüdü haline gelir. Çağlar boyu siyaseten de çok kullanışlı bulunmuştur. Beden gücünün üstünlüğüyle, madden (paranın gücü) ya da manen (zihni etkileyerek) iknanın mümkün görülmediği durumlarda devreye girer. İnsanoğlu zihinsel ve bilimsel(teknolojik) gelişimi ile paralel olarak yeni korkutma argümanları da geliştirmiştir. Her türlü ‘’otorite’’ korkuyu kullanır. Ailede ebeveynler ile başlar yaş ilerledikçe öğretmen, kanun ve kolluk kuvveti, patron, illegal yapılar, siyasi ve dini otorite vs. ile devam eder gider. İşin özü otoritedir zaten. Mutlak güç sahibi olmalısındır ki korkutabilesin.
***

İnsanlık yerleşik düzene geçmesinden bu güne kadar; daha adil, eşitlikçi, denetlenebilir ve değiştirilebilir, ortak irade ile seçilebilir yöneticilerden oluşan sistemler geliştirmiştir. Birlikte yaşamanın zorunlu kıldığı kurallar ile herkesin kabullenmesi gereken ilkeler getirmiştir. İnanç sistemleri, gelenekler, deneyimler ve fikirlerle oluşmuştur bunlar. Lakin insanoğlu işte bulduğu her fırsat, açık ve eksiklikten gücün de verdiği özgüvenle bu ilkeleri çiğnemiştir. Sonuçta bir zümre, sınıf, birey mağdur edilirken; bir başka zümre, sınıf veya birey imtiyaz sağlamıştır. Sefasını sürmek korkutan sindiren güç odaklarına düşmüştür hep. Cefasını çekmek ise korkutulan sindirilen zümreden çok, itiraz eden, hakkını arayan, isyan edenlere kalmıştır.
***

Ne var ki hiçbir durum sonsuza kadar sürmez. Korku ile hükmedenler de bilir ki öyle ilelebet sürecek bir kader değildir bu. Hikayenin sonu da hep acı bitmiştir. Bu acı son hem hükmeden hem de hükmedilen için belli ölçüde kaçınılmazdır. Tarih dediğimiz şey aslında bu kısır döngüden ibarettir. Korkusuzlar olanlar da vardır, korku duvarını aşanlar da. Korkudan daha güçlü bir motivasyon bulanlar, korkuyu unutacak kadar aklını kaçırmışlar ve bir de korkuyu kovalayacak kadar çaresizler vardır. İlk ateşi kullanmayı başaran insandan kaderine razı olmaktansa Roma ordusuna karşı savaşan köle Spartaküs’e kadar. Bulunduğu toplumun putlarını yıkan Hz. Muhammed’ ten bulduğu aşıyı ilk kendinde deneyen hekime kadar. Düşünsenize ya Mustafa Kemal Atatürk korksa ve vazgeçseydi?
***

Bugün ülkemizde de korku egemen. Dağınık bir devlet erki, İktidarını elinde tutmaya çalışan bir siyasi otorite. Bunun için kanunu kuralları eğip bükmekten çekinmiyor. Hatta zaman zaman yok sayıyor. Taraftarlarını konsolide etmek için kendinden olmayanları ötekileştiriyor hatta düşmanlaştırıyor. Gücünü kendini eleştirene, muhalif görünene, haksızlığa uğradığını düşünene karşı korku yaratmak için kullanıyor. Otoriterliğinin artması tepkilerin artmasına neden oluyor. Giderek artan tepkiler daha ceberut uygulamaları getiriyor. Bu böyle devam ede gelen bir sarmal.
***

Korkunun egemen olduğu bu yapı duramaz. Çünkü kendi de korkunun etkisi altındadır. Sebep olduğu tahribatın altında kalmaktan korkar. Kendi menfaatine eğip büktüğü kanunların kendisine uygulanmasından korkar. Yaşananlar bu yüzden. Konuşana, yazana, çizene baskı bu yüzden. Bu yüzden gazeteci hapiste. Bu yüzden kitaplar yasaklanıyor. Bu yüzden basında sansür had safhada. Bu yüzden bazı şarkılar söylenemiyor. Gazeteci iktidara dokunan haberi yapamıyor korkuyor. Aydın eleştiri içeren fikrini söyleyemiyor korkuyor. İşsiz kalmaktan, itibarsızlaştırılmaktan,  sürülmekten, hapse girmekten hatta öldürülmekten korkuyorlar. Diyebilirsiniz ki sen korkmuyor musun? Korkuyorum. Hem de çok. En çokta çevremin, yakınlarımın, sevdiklerimin benim yüzümden zarar görmesinden korkuyorum.  Ama korkmayanlar da var. Ya da korku duvarını aşabilen güçlü ruhlar.
***

Örnek mi: Gazeteci Barışlar. Evet Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu. Yeni çıkarılan kanun ile bir sürü mahkum salıverildi. İçlerinde kadına şiddet suçlusu, hırsız, dolandırıcı, katiller var. Ama bu gazeteciler bu pandemi ortamında hala hapiste
Başka örnek: Geçmişte FETÖ ye eyvallah etmeyenler mesela (o dönemde onlara Ergenekoncu deniyordu) Bir sürü asker, sivil, akademisyen, siyasetçi. Yukarıda adını andığım gazeteciler o dönemde de hapisteydi.
***

Bir örnek daha: Grup Yorum. Tekrar şarkı söyleyebilmek için açlık grevine başlamıştı üyeleri. Hepsi birer birer öldüler. Son kaybedilen İbrahim Gökçek. İnsan hayatını hiçe sayan bir haklı sebep olabilir mi? 
İronik bir tesadüf olabilir, ama bir isim benzerliğinden öte. Ankara’da 25 yıl Belediye Başkanlığı yapan İbrahim Melih Gökçek görevden alınmasına rağmen elini kolunu sallayarak dolaşabiliyor. Gurup Yorum üyesi İbrahim Gökçek ise sesini duyurmak için yaptığı açlık grevinde öldü. 
Velhasıl kelam korkunun egemenliği artan bir ivme ile alabildiğine sürüyor. Ben de bu yazıyı yazdığım için inanın KORKU-YORUM!

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR