28 Mart 2020 Cumartesi

Tahir Özcan

Tahir Özcan

tahirozzcan@gmail.com
15 Aralık 2019 Pazar 16:55

Öğretmen

Dünyanın en eski mesleklerinden biridir öğretmenlik. O kadar eskidir ki, neredeyse insanlık kadar. 
Anneden ve babadan öğrenerek büyür bütün çocuklar, sonra okulda devam eder öğrenmeye. İlk insan da aynıdır. 
İlkel toplumlarda vahşi yaşamdan kalan bir içgüdü vardı, o da dişil bir görevdi. Bu görev, yürümekten koşmaya, beslenmekten konuşmaya yavruyu hazırlayan anneye ait idi. Bugün de öyle değil mi?

***


İlk insanın yazı tahtası yoktu, ama yaşadığı mağaranın duvarları vardı. Tebeşiri de yoktu, ama renkli toprak vardı kullanabileceği. Neanderthallerden, cro magnonlardan bahsediyorum. Kayaların üzerine yaptıkları resimlerden hala çok şey öğreniyoruz. 
Günümüzde okul öncesi eğitimde ve ilköğretimde kadın öğretmenin ‘’anne’’ gibi düşünülmesi hala devam etmektedir. O anne şefkati her zaman arzulanır ve istenir. 
***

İlkel toplumlarda eğitim kurumları ve okullar olmadığı için, öğretme ve öğrenme ihtiyaç duyulan bilgiyi bireyden bireye aktarmak şeklinde cereyan ediyordu.
Topluluklar büyüyüp, devletler oluşmaya başlayınca çocukları ve hatta gençleri topluca hayata hazırlayan müesseseler geliştirdi insanoğlu. Okullar, eğitim kurumları oluşturulunca kurumsallaşmış bir meslek haline geldi öğretmenlik. Endüstrileşmeyi, bilimin gelişmesini, medeniyetimizin geldiği noktayı en çok öğretmenlere borçluyuz. 
***

Gelinen noktada öğretmenlik mesleği de profesyonelleşti. Tamamen benim kanaatimce ruhundan bir şeyler kaybetti. Dişil ve annelikten gelen koruyucu, sahiplenici, yol göstericilik vasfı törpülendi. Yirminci yüzyıl ortalarından başlayarak saygınlığından ve toplumdaki önemsenişinden çok şey yitirdi. İşin garibi bunun en büyük suçlusu meslek mensupları ve onların yanlışları değil, toplumun kendisiydi. 
***

Düşünün birkaç gün önce resmi olarak ‘’Öğretmenler Günü’’  kutlandı. Bir kısmımız aldırmadı. Kayıtsız kalmayanların büyük çoğunluğu ise ilkokul öğretmenlerini hatırlayarak yad etti. Oysa yüz yıla yaklaşan Cumhuriyetimizin ilk nesilleri farklıydılar. Öncelikle anma günlerine daha duyarlıydılar. Üstelik öğretmenler günü diye bir gün yoktu ama her gün saygı duyulurdu öğretmene.  Özellikle Köy Enstitüleri, Meslek okulları ve Eğitim Enstitüsü öğrencileri çok ihtimam gösterirlerdi. 
***

Hatta üniversite öğrenimi görmüşleri eklemezsek haksızlık ederiz. Neredeyse ülkenin bütün fertlerinin kendi yollarını çizerken rehber edindikleri öğretmenleri vardı. Geleceğe ışık tutan, sendeleyince destek olan, düşerse kaldıran hamileriydi öğretmenleri. Sadece okulda da değil, yaşamın her aşamasında. Bu gün bunun ne kadarı kaldı? Ben ce çok azı. 
***

Ülkemizde ‘’Öğretmenler Günü’’ her yıl 24 Kasımda resmi olarak kutlanıyor. 12 Eylül askeri müdahalesi sonrasında yasalaştığı ve yürürlüğe girdiği unutulmamalı. Hayata geçirenleri tasvip etmesek de, yapılanın müspet olduğunu yadsıyamayız. ’Öğretmenler Günü ülkenin kurucu önderi M. Kemal Atatürk’ün Millet Mektepleri’nin Baş Öğretmenliğini kabul ettiği gündür.
***

Dünyanın pek çok ülkesinde ise 5 Ekimde kutlanmaktadır. 1966 yılında Paris te UNESCO temsilcileri ve ILO tarafından ‘’Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi’’nin oy birliği ile kabul edildiği tarihtir. Ayrıca bazı Arap ülkelerinde ‘’toplam 12 adet’’ geleneksel olarak 28 Şubatta kutlanır. Toplumu ilgilendiren her olgu gibi bu özel günde siyasallaştırıldı. İnsanları cepheleştiren bir hal aldı. İnançlı ya da inançsız tüm insanların ‘’Kutsal’’ kabul ettiği, en azından saygı duyduğu bu meslek kutlanmayı hak ediyor kuşkusuz. 
***

Ülkemizde uzun zamandır enerjisini ve aklını mesleğinden çok geçim derdi ile boğuşmaya ayırmak zorunda kalan öğretmenlerimizi unutmayalım. Yılda bir değil daima hatırlayalım. Atanmayı bekleyen ama her geçen gün ümidini yitiren öğretmenlerimize ise ne diyeceğimi bilemiyorum. Hepsine sabır ve şans dilerim. Öğretmenler gününüz kutlu olsun. Nasıl olacaksa?

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR