20 Kasım 2019 Çarşamba

Taylan Katak

Taylan Katak

m.taylankatak1986@hotmail.com
17 Ekim 2019 Perşembe 16:58

Suriye'de yeni dengeler

Fırat’ın doğusunda PYD-YPG’ye yönelik gerçekleştirilen Barış Pınarı Harekatı tüm dünyada tepkiyle karşılandı. 
Türkiye’ye karşı adeta bir konsensüs var. 
ABD, Rusya, Çin, AB ülkeleri, Arap ülkeleri, Kanada, İran, İsrail ve diğerleri…
Tamamı harekatın durmasını ve sorunların diyalog yoluyla çözülmesini talep ediyor. 
Türkiye’ye göre terör örgütü olan PYD-YPG ile diyalog masasına oturulması Türkiye için kolay kabul edilecek bir seçenek değil.
***

Yaşanan zorlu süreç Türkiye’nin dış politikasının ve ittifak önceliklerinin sorgulanmasını sağlaması açısından turnusol kağıdı özelliği taşıyor. 
Kim yanımızda, kim değil; kim samimi, kim değil net bir şekilde görüyoruz.
Ümmetçilik üzerine kurulan politikanın yanlış olduğu açıktı. 
Harekat sonrası Arap Birliği’nin harekatı kınadığını belirten kararı, ümmetçilik politikasının çöküşünü bir kez daha teyit etti. 
***

Buna karşı Türk Konseyi ülkeleri, Macaristan ve Pakistan harekatı desteklediğini açıkladı.
Harekat sürecinde diplomatik açıdan son derece ilginç olan bir diğer gelişme ise İsrail ile Filistin’in neredeyse ilk kez bir konuda aynı noktada buluşmasıydı. 
Her iki ülke de Barış Pınarı Harekatı’nı kınadı. 
Türkiye’nin her fırsatta hamiliğini yaptığı Filistin’in böyle bir karar alması ülkemizdeki pek çok kişiyi hem şaşırttı hem de hayal kırıklığına uğrattı.
***

Türkiye, harekat konusunda bazı ülkelerden destek alsa da genel anlamda aradığı desteği bulamadı. 
Askerimiz sınır ötesinde büyük fedakarlıklarla operasyonu icra ediyor ancak siyasi, diplomatik ve algısal cephelerde başarı sağlanamazsa askeri başarı kalıcı olmaz. 
Sahada askerlerimizin fedakarlıklarıyla elde edilen kazanımlar, masada kaybedilir.
***

Tel Abyad ile Resulayn arasındaki bölgeyi kapsayan harekat askeri anlamda başarılı bir şekilde devam ediyor. 
Fakat aynı başarıyı diğer cephelerde sağlayabiliyor muyuz, bilemiyoruz. 
Algısal cephe, yani propaganda, çok önemli. 
Şu anda bu konuda istediğimiz noktada olmadığımız aşikar. 
Dünyayı Kürtlerle değil, terör örgütüyle mücadele ettiğimize inandıramıyoruz. 
***

Tüm dünyada, özellikle de ABD ve AB’de, ‘’Türkiye, Suriyeli Kürtlerle savaşıyor’’ algısı hakim.
Diplomatik ve siyasi alanlarda ne durumda olduğumuz belirsiz çünkü bu çalışmalar son derece gizli yürütülüyor. 
Bu konuda ancak sahadaki gelişmeleri incelerek çıkarımlarda bulunabiliriz. 
Siyasi cephede başarılı olup olmadığımızı askeri harekatın sonuçlarının siyasi hedeflere ulaşmasıyla görebiliriz. 
***

Mevcut durumda siyasi hedefimizin sınırlarımızdan terörü temizlemek ve ülkemizdeki mültecileri güvenli bölgeye yerleştirmek olduğu ifade ediliyor. 
Bunun dışında bir amacımızın olup olmadığını bilemiyoruz. 
Eğer gizli bir ajanda varsa bunu harekatın gidişatına göre değerlendirebiliriz.
Siyasi cepheden söz ederken, iç cepheden söz etmemek olmaz. 
Bir sınır ötesi harekatın başarılı olmasının en temel koşullarından birisi iç cephenin sağlam olmasıdır.
***

İktidar ve muhalefetin, siyasetin bütün kanatlarının ve toplumun tüm katmanlarının yekvücut olması gerekir.
Diplomatik cephede hangi konumda olduğumuz dünyanın bize karşı aldığı ortak tutumdan anlaşılabiliyor. 
Tasfiye edilen işinin ehli diplomatlarımızın ardından, diplomasi konusunda oldukça zorlandığımız inkar edilemez bir gerçek. 
Batılı ülkelerin her zaman Türkiye’ye karşı ön yargılı olduğu doğru. 
Ne yaparsak yapalım, ne söylersek söyleyelim bizi anlamak işlerine gelmiyor. Ancak Barış Pınarı Harekatı’na istediğimiz desteği alamamamızın önemli nedenlerinden birisinin de diplomasi konusundaki eksikliğimiz olduğunu kabul etmeliyiz. 
***

Kabul etmeliyiz ki bu eksikliği tamamlayarak gelecekte aynı sorunları bir daha yaşamayalım.
Suriye konusunda ABD ile Rusya anlaşmış gibi görünüyor. 
Üstelik sadece Kuzey Doğu Suriye ile ilgili değil, genel bir anlaşma olması kuvvetle muhtemel. 
Rusya’nın arabuluculuğunda Suriye Rejimi ile PYD-YPG’nin anlaşması ve ABD’nin çekildiği bölgelere Suriye Ordusu’nun girmesi bunu kanıtlıyor.
***

ABD ve Rusya’nın anlaşması Türkiye’yi zor durumda bırakabilir. 
Zaten halihazırda dünyadan büyük tepkiler ve önemli yaptırımlar alıyoruz. 
PYD-YPG’nin Esad’la anlaşarak elindeki bölgeleri Rejim Güçleri’ne teslim etmesi ve Suriye Ordusu’nun kuzeye doğru ilerlemesi Türkiye-Suriye çatışmasını tetikleyebilir.
Bunu düşük bir ihtimal olarak görüyorum ama Suriye Ordusu ile Suriye Milli Ordusu adını alan Özgür Suriye Ordusu’nun çatışması çok da düşük bir ihtimal değil. 
***

Öyle bir durumun olmaması için diplomatik kanallar kullanılmalı. Fakat süreç provokasyona çok açık. 
Türkiye’yi çatışmaya çekmek için Suriye Ordusu ile SMO karşı karşıya getirilebilir.
Türkiye için zor bir süreç. 
Geçen yazımda harekatın seyriyle ilgili belirttiğim tuzaklar ve kumpaslar hayata birer birer geçiyor. 
Suriye Rejimi-PYD/YPG anlaşması ve ABD-Rusya anlaşması buna işaret ediyor. 
***

Batı medyasında yaptırımların ve savaş suçlarının konuşulduğu, insani felaketlerin ve IŞİD’lilerin kaçmasının sorumluluğunun Türkiye’de olacağının söylendiği bir ortamda çok dikkatli olmamız gerekiyor. Hem harekatı gerçekleştirdiğimiz coğrafya hem de diplomatik kanallar tuzaklarla dolu.

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

YORUMLAR

  • Toplam Yorum

Davut

19 Ekim 2019 Cumartesi 01:28

Taylan bey ABD ile yapılan anlaşmayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bizim çıkarımıza mı sizce? Bu konuyla ilgili bir yazı yazmanızı merakla bekliyorum.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR