14 Nisan 2021 Çarşamba

Ali Rıza Alçınkaya

Ali Rıza Alçınkaya

alirizaalcinkaya@gmail.com
18 Kasım 2020 Çarşamba 17:30

Ne geçti ki elime

Ben bu şarkıyı yazmayı düşündüğümde, yazmaya koyulduğumda veya işte tam şu anda kulaklarımda bir şarkının nakaratı tekrar tekrar kendini hatırlatmakta. Şarkı Orhan Gencebay'a ait. Şarkılarındaki genel ortalamanın aksine pek isyan bulamayacağız bir eser. Daha ziyade serzeniş var sevgiliye. Bazı kısımlarında Yunan ezgilerini hatırlatan parçalar bulunmakta. Şarkının adı ise 'Ne geçti ki eline'.

Bundan yıllar yıllar önceydi. İşte o yılların adı anılır TV programlarından biri olan Abbas Güçlü ile Genç bakış'a ait bir kesit hatırlıyorum. Program üniversiteleri gezer, salonlarında öğrenci ve günün konuğuyla beraber bir yayın yapardı. Öğrenciler de sorularıyla merak ettiklerini öğrenirdi. Abbas Güçlü'nün ilginç çıkışlarına denk gelmediği sürece öğrenciler sorularını da tamamlayabilirdi.

İşte bu programlarından birine Müjdat Gezen katılmıştı. Hangi okula konuk olduklarını anımsamıyorum ama yayın zamanı 2005 ile 2008 yılları arasındaki bir güne ait olmalı diye tahmin ediyorum.

O yılların en sık telaffuz edilen, tartışmalara konu olan kelimelerinden birisi 'değişim' olmalı. İktidarının henüz ilk yıllarını yaşayan AKP ve lideri Tayyip Erdoğan, değiştiklerini iddia ediyordu. "Milli Görüş gömleğini çıkarmak" tabirini bizzat icra makamlarında ispat etme yıllarıydı. Bu sebeple Avrupa Birliği ile görüşmelerin sürdüğünü, bir demokratikleşme söyleminin dolaşımda olduğunu da o yılları yaşayanlar anımsarlar. Hadi bir klişeyi, daha doğrusu hatırlatması bir klişeye dönüşen olayı anımsatayım: Ankara'da gündüz vakti AB'ye giriyoruz kutlamaları eşliğinde havai fişekler yeni atılmış olmalı.

İşte konuk Gezen'e bir öğrenci bu konuya dair soru sormuştu. Muhtemelen Müjdat Gezen, hayli ketum, bu değişime innanmadığını ifade eden yorumlar yapmış olmalı ki nedeni sorulmuş olmalı. İşte ben tam o kısmını hatırlıyorum. Hatırlayanlar bilir, program çok geç yayına girerdi. Şimdiki gibi herkesin elinde bir akıllı cihaz olmadığı için ya kapatıp giderdiniz yatmaya ya da yorganı-battaniyeyi kapıp TV'nin olduğu odaya giderdiniz. Böyle yapmışsanız, üzerinizde yorgan, altınızda çarşaf; bir rehavet gelir, dikkatli seyretmek pek mümkün olmaz. Sanırım ben de bunun kurbanıyım.

AKP kadrosunun ve o dönemin Başbakanı ve bu dönemin Cumhurbaşkanının değiştiğine inanma konusunda Müjdat Gezen, daha önceki söylediklerini hatırlatarak, madem bu kadar hızlı değiştiler, aynı hızla eski hallerine doğru değişmeyeceklerini nereden bileyim gibi bir yanıt vermişti. Kaydı aradım ama bulamadım internette. Ama bu minvalde bir yanıt olduğuna eminim. Müjdat Gezen pek haksız sayılmazdı. AKP'nin değiştiğini söylediği ve göstermeye çalıştığı o dönem, her ne kadar internet bugünkü gibi yaygın olmasa da geçmişte kalmış söylemler karşımıza çıkıyordu, dolaşımdaydı. Bu tür videolar, görseller, röportajlar inanmayanların elini güçlendiriyordu. Ki ben de bu gruptandım sanırım. Fakat buna rağmen bu yanıtı sert bulmuştum. Bir sanatçı olarak bunu daha ince anlatmalıydı hissine kapılmıştım, ne yalan söyleyeyim.

Usta sanatçının haklı mı haksız mı çıktığına okuyanlar karar versin. Hatta böyle bir karara da gerek yok, yaşadığımız hayat bunun her gün kararını veriyor ve biz de bu karara tanık oluyoruz her gün.

Bugün bu yazıyı yazdırmaya teşvik eden beni bu 'değişim' kelimesiydi. Müjdat Gezen'in içerik açısından haklı veya haksız çıkması bir yana değişim ve hızlı değişme konusunda haklı olduğunu söylemek güç değil. Mantık olarak güç değil. Fiziki olarak belki de güçtür. Çünkü o yıllardan işte bugünlere kadar biz hep Erdoğan'a dair analizlerde ya da övgü yazılarında pragmatik bir siyasetçi olduğunu okuduk ve dinledik. Gereken ne ise onu yapıyordu hep, yazar ve analistlere göre. Çok çabuk dönüşebiliyordu. Söylemlerini değiştirebiliyordu. Bugünlerde ise buna ilave olarak bu kadar sık değişim gösterip farklı söylemlerle halkı ikna edebilen bir politikacı olduğuna değiniliyor. Fakat gazeteciliğini durdurmayanlar sorulara devam ediyor: "Acaba yine ikna etmekte başarılı olacak mı?"

Bu sorunun ve bu değişim konusunun yinelenme sebebi Cumhurbaşkanının çok yakın bir zamanda kendi gölgesinde, direktiflerini yerine getirmek koşuluyla teslim ettiği Maliye'den damadı olan ismi uzaklaştırıp söylem değişikliğine gitmesi oldu. Ekonomide her şeyin çok iyi gittiği her açılışta, toplantıda üstüne basa basa yinelenirken bir anda bakan ve merkez bankası başkanı değişikliği yaşadık. Erdoğan, yine değişmişti.

Özellikle 2017 yılındaki referandumdan sonra neyi savunuyorsa iktidar ve destekçisi köşe yazarları bugün neredeyse aksini söylemenin arifesindeler. Yani bu bir anlamda, bunca yıldır yürütülen politikanın yanlış olduğunun kabulü. Belki biraz erken bir yorum ama bu ihtimal şimdi çok yüksek.

Bu bir ilk mi? Mesela bu bakan değişikliği yaşandığı dönemde Cumhurbaşkanı ve ekibi Kıbrıs'a gitti. KKTC'nin kuruluş yıl dönümü vesilesiyle kürsüde konuşma  yaptı. Rum kesimine ve müzakereler hakkında sert söylemlerde bulundu. Ki bir zamandır bakış açısı daha milliyetçi bir çizgide. Ancak internetteki gazete arşivlerinde ve videolarda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Kıbrıs konusunda bugün savunduklarının tam aksindeki söylemlerini bulabiliyoruz. Eski gazetecilere mikrofon uzatıldığında KKTC'nin sembolü olan Rauf Denktaş'a nasıl bir muamelede bulunuduğunu anlatıyorlar. Yani mesela Kıbrıs konusunda da bir değişim var iktidarda.

Bununla bağlantılı olarak dış politikada, özellikle Suriye özelinde 2011 yılından beri yaşanan süreç, çok da eski değil. Bu kadar kısa zamana çok geçişler, yani değişimler sığdırıldı. Suriye konusundaki sert söylemler yerini anlaşmalara, uzlaşmalara bırakmakta kendini. Dahası 2011 yılında Suriye ile ilgili hedef Emevi Camii'nde namaz kılmakken, Esad'ın sıfatı katil olmuşken arşivi unutmayan, hafızasını kullanan gazeteciler o yıllarda ne oldu da kardeşim Esad, katile dönüştü bir anda diye soruyordu. Yani oradaki değişimler de tek yönlü değil.

Dış politikayla hem bağlantılı, hem bağlantısız bir başka konu ise Kürt meselesiydi. Biz geçen bunca yılda defalarca açılım kelimesini duyduk. Bugün HDP ile yan yana imalarıyla kriminalleştirilmeye çalışılan CHP'nin durduğu nokta çok anti demokratik bir yerdi. Ülke demokratikleşiyordu. Ve elbette tahmin edersiniz bugün şimdi bahsettiğim konuda çok şahin yazılar yazanlar kürt hareketi ve açılım konusunda methiyeli yazılar yazıyorlardı. Bu süreçlere şerh koyanlar darbeciydi vs. Bugün geldiğimiz noktada HDP'nin seçilmiş belediye başkanlarının görevden alındığı bir süreç yaşamaktayız. Yani burada da bir değişim söz konusu.

Aynı yıllarda yürütülen ergenekon davalarında AKP ve AKP'ye yakın basın sınırsız destek içindeydi. Daha sonra yargılanan insanların haksız ve hukuksuz yere tutuklu kaldıklarını öğrendik. Bu davaların yürütücüsü Cemaat ve liderine TV'de bırakın kötü söz söylemeyi, isimleri geçmeden önce övgü dolu sözlerle giriş yapmamak büyük cesaret istiyordu. Tüm bu yaşananlar esnasında AKP tek başına iktidardı ve destekçisiydi. Grup konuşmalarını bile bulup bir yerlerden izlemek, zamanın ruhunu anlamak için yeterli. Fakat daha sonra AKP cemaat ile çatıştı, kavgaya girişti ve biz "rabbim ve milletim affetsin" cümlesini de duyduk. Yani ortada bir yanlış ve değişim konusu daha vardı.

Yazının ilk paragraflarında geçen Avrupa Birliği konusunda da giriş - gelişme ve sonuç aşaması pek farklı değil. Önce her şey AB'ydi. Muteber olan AB lehine konuşmaktı. Sonra sert söylemler okuduk. Gerektiğinde konsolosluklar önünde portakal da soyduk, başımıza da koyduk.

Özetlemek gerekirse AKP iktidara gelirken, gelişinin hemen sonrasında hangi konuda ne diyorsa şimdi 180 derece tersinde politik söylemler geliştiriyor. Hatta bazı konular var ki birkaç kere git geller yaşadı ülke. Üstelik demesi bir şey değil 18 yıldır tek başına iktidar, yani bu söylemleri icra ediyor.

Bu 18 yıl boyunca, iktidar ve iktidarın ana taşıyıcısı, lokomotifi Tayyip Erdoğan bir ve birkaç kere her konu başlığında değişti. Çok savunduğu politikaların sonra tersini de savundu. Elbette kadrosu da aynı şekilde. Erdoğan'ın oturduğu koltuktaki isim değişmedi ama o değişti; şartlara göre. O koltukta kalıcı olmak için değişti, her seferinde bir başka Erdoğan olarak oturdu. Değişmeyen bir başka husus ise aldığı oy oranlarıydı. Tüm bu değişimlere rağmen bu zamana kadar destek hep tamdı. Ona oy verenler, yine oy verdi. Bir konuda A şıkkını denediğinde de oy verdiler, B şıkkını tercih ettiğinde de.

Fakat bunca yıldır bu kadar sık değişim ve yeniden başlamak bir şey inşa ettirebildi mi sorusu gelir insanın aklına. Çünkü önümüzde bir yap boz varmışcasına şekilsizlenen yapıyı sıfırlayıp yeniden başka forma dönüştürmek birikimi engelleyen bir anlayıştır.

İnşa deyince insanın aklına inşaat gelebilir. Evet ülkenin büyük borçları karşılığında şehir hastaneleri, duble yollar ve iki adet köprümüz daha var. Kastım beton inşaası değil. Erdoğan'ın belli aralıklarla bahsettiği bir konu var: Kültürel hegemonya. Kültürel iktidarı kuramamış olmaktan bahsettiği konuşmaları, politikayı takip edenler anımsayabilir.

Değişim konusunda övüldüğünü anlattığımız Erdoğan, gerçekten de anlık hamleler ve ayakta kalmak açısından çok başarılı. Fakat derdi bu yapınca geriye pek bir şey kalıyor mu emin değilim. Şu anda bu zamana kadar bir şekilde oy vermiş kitlesine arkasından hiç ayrılmaksızın anlatabileceği bir hikaye bırakmamış  oldu böylelikle. Üstelik ekonomik krizi yaşayan bir toplum var şu anda. Borçlarını hatta akşam eve götüreceği ekmeği düşünen insanların hayli kalabalık olduğu bir yerde söylemdeki hızlı değişimler insanları ikna edebilir mi? Bu soru da burada dursun.

Benim bu yazıyı yazmama sebep olan konu, her konuda bir ya da birkaç kez 180 derece değişim yaşamış bir iktidar geleceğe manevi olarak, hatırı sayılır ne bırakmış olabilir?

Yazının içinde Kıbrıs'tan ve Kıbrıs gezisinden bahsetmiştik. Kıbrıs gezisiyle ilgili grup konuşmasında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir bilgi paylaştı. Kılıçdaroğlu ifadesi şu şekildeydi: "KKTC'ye nasıl gittiler? Devasa bir uçak Erdoğan için. Bir başka uçak Devlet Bahçeli için. Bir başka uçak bakanlar ve heyetler için. Bir başka uçak Çavuşoğlu ve iki uçak da korumalar için."

Bu sayıda uçakta gittikleri Kıbrıs'ta Erdoğan yaptığı konuşmada KKTC Cumhurbaşkanına birkaç dönüm arsa vermesi ve karşılığında Cumhurbaşkanlığı makamı inşa etme teklifinde bulundu. Bu tür makamların farklı ülkelerin bakışını değiştireceğini de ilave etti.

Cumhurbaşkanlığı makamı. Tıpkı Ankara'da, Muğla'daki bir koyda ve Ahlat'ta inşa edilen gibi.

Az önce kalıcı olmak için sürekli değişmek ve değişim demiştim. Onca değişimden sonra geriye kalacak olan bu ironik durum herhalde. Bir gezi için 6-7 uçak kaldırmak ve gidilen her yerde saraylar inşa etmek. Ha ilaveten geçmesek de para ödediğimiz köprüler, hasta garantili şehir hastaneleri, yolcu garantili havaalanları.

Tam da acı reçeteden bahsederken.

Yine o şarkının nakaratı geldi aklıma bunca değişimi düşünürken ve yazıyı bitirirken:

Ne geçti, ne geçti, ne geçti ki eline...
Ne geçti, ne geçti, ne geçti ki elime...

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR